Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sadece gökyüzü..

Resim
yürümek ve düşünmek son günlerde ençok vaktimi alan etkinliklerim oldu... düşünmek ezelden vardı tabi ancak bu ara daha bi düşünme aldı tabi. hava çok güzel sanırım. aklından geçen herşey için müsait. bütün düşüncelerimin yeryüzüne inmesi için ortam hazılıyor. çalan telefonlar ve susan iki göz son. okunan hiçbirşeyin heyecanını yaşayamadan unutmak gibi birşey. umutsuzluk karamsarlık değil bu hal. bütün hislerinizi toplasanız da bi poşete bağlayıp atsanız nasıl olur diye sordum bugün kendi hislerime. bütün endamıyla bir yalnızlık geliyor, bakıyorsun, görmeye hacetin yok. dayanamıyorsun. gülüyorsun tabiki. düştükçe gülüyor olacaksın belkide... rahatla gülmek için can atacak ve bunun olmayacağını bildiğin için maskenle birlikte içten kalacaksın... bütün içtenliğin olacak maskelerin. sen ağladıkça sen kalacaksın. sen olacaksın. nasıl sorularına gerek kalmayacak nedenlerin olmayınca. düşünmek artık önemini yitircek gittikçe... bütün günlerini geçirdiğin o düşünceli halin bi zaman yığını ola...

o artık asker....

K.K.LOJ.K.LIĞI BKM.K.LIĞI 1'İNCİ BLG. BKM.MRK.K.LIĞI 45'İNCİ BKM.MRK. K. LIĞI ETİMESGUT ANKARA da pazar sabahı buradan yolcu olaraktan ögle saatlerinde teslim olaraktan askerliğine başlamakta... "muş lu gelecek zaman..." bu ifadeyi unutma kağkar....

gece

her akşam güneşin battığı yerden; gözlerin doğuyor gecelerime..... (halit çelikoğlu) geceler zorlaşıyor gittikçe. zor geçiyor zaman. yaşamak dedğim şey gittkçe bu blog gibi kalıyor.. arada bir ugrayıp çemkirip gider gibiyim yaşamıma. gülüyorum güldükçe dökülüyor için. kendine evet... karışıyorum yine yola yakınlaştıkça.... zeki mürenin eşsiz yorumuyla her gece bu haldeyim... ah bu şarkıların gözü kör olsun....

o yakında asker :)))

Resim
eveet sevgili kağkar... şimdi ne oldu bilemedim ancak 14 aralık günü saat 17 itibari ile sivil hayatım bi süre tedavülden kalkıyor. aramasın gözleriniz o şimdi asker nidalarıyla kim niye arasın iç sesiyle diyorum ki önümüzdeki pazar günü asker olma durumundayım kağkar... bekledik ettik aylar günler saydık, boş durup bekler olduk sonunda o günler de geldi gitmek için şafak sayar olduk. gitmeden başladık saymaya... garip hallere büründük. ne yapar oldugumuzun farkında olamadık.. heyecanlandık mı bilemedim ancak manasız kaldım. buradan gelen geçerken göz atan hakkımda bi fikri olan sayfaya gözü ilişen her ne kadar kişi var ise bi süre için bi ayrılık için izin ve helallik isteyerekten buraları takibe bırakıyorum :) şimdilik en saçmaları bunlar oldu daha da saçmaladan haydi güle güle....

garip mim :)

Resim
efenim sln nam ı diğer vodoo bendenizi de garip huyların nedir be insan evladı diyerek mimlemiş :)) garip tabi :))... neyse... bakalım aklımıza gelip elimizden digital olacak ne kadar garipliklerimiz var imiş :) . öncelikle durgun biriyim :) genel itibari ile sessiz ama gürültülü. evde garip şakalar ve yöresel ağızla konuşlma konusunda üzerime yoktur. bu hem benim hem etrafımdakilerin sevdiği garip bişey... gülünç tabi ki... . genellikle mesafeli duran biri olmakla birlikte neden bunu yaptığımı anlamayan bi yapım vardır ve içten gelmeyen bi yakınlaşma yaşamadığım için zaman zaman gerilebilmekteyim . . kol saati koleksiyonu yapan ve genellikle de kol saati takmayan biri oldum son yıllarda :) kıyamamk gibi bişey :) son bi kaç yıldır iki üçü geçmemiştir farklı saat taktıgım.. . karşımdaki insanı çok düşünürüm. bu çok gariptir şöyleki bunun uğruna taviz bile verebilrim kendimden.. çok acısını çektim.. atamıyorum işte.. . uzun süre evden çıkmadan güneşışığı görmeden fotosentez yapabilir ya...

elveda

Resim
bu günlerde en haşır neşir olduğum şarkıdır. türküdür. hatta flamenko versiyonuyla öykü berk tarzıyla dinlemekteyim. çok şeyleri anlatır.. benim özelimde tabiki.... Elveda Elveda deme vakti geldi kederlerime Daha fazla içmek yok senin hasretine Daha fazla ölmek yok senin mateminde Düşlemedim mi seni hayallerimde Söyle Aşkım yalan değil ki ellere gitme Yanıyorum kendi derdime Şimdi dur birazda sen beni dinle Şarkı Sözü Elveda deme vakti geldi kederlerime Daha fazla içmek yok senin mateminde Aynaya baktı yüzüne güzel dedi kendine Dedi güzel kendine Ama bilemedi nerden geliyoruz gidiyoruz nereye Geliyoruz gidiyoruz nereye Kul çile çekmez allah, allah yazmayınca İçine yazmaz valla kul azmayınca Beni sevdalara saldın kendini bir sağır yaptı Üstüne vardım sevgimden Ne yaptımsa anlamadı Anladıda anlamadı Bu aşk ona çok ağırdı Bu aşk ona çok ağırdı Kim dokundu saçlarına öyle Kim sardı geceleri böyle Kim sevdi benim gibi benim gibi söyle

temiz karanlık...

Resim
körün gözü gibi bakmak ama bilmemek.. görmemek bile değil.... karanlığın bizim için bi manasının olduğunu düşündüm. bir görme engelli için bunun bi manası olmuyor çoğu zaman.. niyer kötü anlarımızı karanlıklara teslim ederiz.. karardı gecem.. karardı yüzüm.... kapkaranlık bir yol... ve o kadar sessiz ve sakin ki; insan huzur buluyor, sanki huzura gidiyor... karanlık bana gel diyor.....

Şimdi mi?

Resim
şimdi kelimesi... ne kadar gariptir değil mi? şimdi.... ne olcak peki? niye olacak yada... insan etrafında küçücük birileri olunca anlıyor sahteliğini herşeyin. gülmemin ağlamamın sevmen bile sahte. selam alışında verişinde yaşaman bile sahte... zaman geçirmek için yaşıyorsun çoğu zaman. hayatını doldurmak için yaşıyorsun. boşluk doldurur gibi. yedek oyuncusu bile olamadığın bi hayatsın artık ellerimde. içimde kalan bütün yarım kalmışlıklar gibi tastamam. yarım kalan hiçbir parçam bir bütünü oluşturmuyor. oluşturmayacak da. belki de oluşturmamalıdır da. geçmişinde yaşama diyor bi mail bana... bana.... geçmişimle olmayı vazife edinmişken hemde. sinir harbinde ölenler nedir? kim gazi kim şehittir. bu bir terörse elebaşı mıyım? katlediyomuyum mutluluğu hayatımda. hayatımın teröristi ben miyim? bilmiyorum... harbin en sıcak günlerindeyim ama. kandan gözü dönmüş bir vampir gibiyim. kasabın bıçağını yalayan kedi gibiyim. bıçaktaki tat kendi kanımdan geliyor bile bile devam ediyorum eziyetime...
Resim
evde oturuyorum sadece... son günlerde yaptıgım tek şey bu. evde oturmak beklemek.. gelmeyecek pekçok şeyi beklemek.. istanbulda olmak ile başladı birçok şey. mayıs ayı itibari ile döndüm denecek kadar geri geldim. insanın aynaya bakması biraz zorlaşıyor gittikçe biliyor musun kağkar? gittikçe kaybolmak var gözlerinde. kendinden uzaklara gitmek var. kalamamak var başbaşa aynada. kendinde olanları görmek var. anlamak var herşeyden çok. kendini ,olanları, nedenleri, kalanları, gidenleri... sabahın bi saati kalkıp bakakalmak aynada kendinle buhran değil belki. çok da güzel bazılarına anlayabiliyorum ama bana değil. yükek doz kendine maruz kalmak gibi bişey. bi yerde okuduğum bi söz gelir hep aklıma aynadayken" insan kendine benzeyenleri pek sevmez." rakiplerinde kalmak zor olmalı... rakip senken hele ki. bu halde bile gülerken etrafına bakınca umut dolmak için o kadar çok nedenin varki aslında. etrafını görmek. çevrende gözlem yapmak. zaman dediğimiz şey bizi o kadar hapis de et...

kimbilir

Resim
ufkunda batan güneş; bu sabah dogacak mı? kimbilir......

buhran!!!!!!

Resim
toplumsal bunalım bu olsa gerek... garip bi gün geçirdim kağkar... otobüste önümzüde oturan çift kavga ederken durdugu durakta açılan kapı sayesinde duydugum duraktaki insan kişisi bağırarak kavga etmekte karşısındakiyle.. kız aglamakta önümüzde otrobüste kendine bakanlaraı engellemk için ols gerek kapişonu geçirdi kafasına... gözler donuk halkım... evet evet ben halkım :( ben nbe haldeyim hissetmiyorum bile....

aşk mı ?

Resim
ben anlamıyorum... bir dönem annelerimiz babalarımız amca dayı teyze hala neyse bütün ikinci kuşak akrabalarımız acaba gençliklerini şimdi yaşıyor olsalar idi aşkı nasıl tarif ederlerdi... barış manço, sezen aksu, erkin koray, cema karaca, tanju okan olmasaydı hangi büyügümüz aşkında manayı yakalayacaktı... ahh ahh o günler diye başlayan ki bizimde filmlerimizde yeşilçam gibi adeta koşar oynar gibi ormanda izlediğimiz o aşklar acaba o şarkı sözlerinin birer armağanı mıydı??? acaba onlar şimdi yok diye mi biz aşkın ne olduğunu bilmiyoruz? bebekte tur atmak varken niye " neden başınızı öne eğdiniz; derinden bakınca gözlerinize..." diyelim ki bizler birbirimize... yaşlı olmak istiyorum....ya da o günleri yaşamış olmak...

bi özlem daha...

Resim
yas tutmuyoruz efendim..

ilgimsiz.....

mutlulugu o kadar az görmüşler ki mutluluk karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlar diyordu bi köşe yazısında halkıma biri.... sonra yaşadık yaşadık şunu gördüm... hayatlarıında ailesi yanında akrabalraı arkadaşları arasında hiç ilgi odagı olmayan birileri hayatınıza girince; hiçkimsenin hayatında 1. sırada olmadığı için kendisine değer verdirme çılgını oluyor.. zıbıdık; niye bana kendimi degerli hissetmem için iyi davranmıyorsun... dia; iyi davranmaktan kastın neydi ki... zıbıdık; ilgisizsin... dia; nasıl ilgisiz ya... neyin ilgisizliği ( ne nerdeyim ya gibi oldu biraz ama :)) ) zıbıdık; neyse tamam... dia; :) off off... böyle işte... hayatlarında hiç ilgi görmedikleri için insanlar, bir ilişki içine girnce ilgi manyağı olmak istiyorular.. daha detaylı da diyaloglamak isterdim ama teknik imkanlr bunu elveriyor.( teknik imkan; hafızam :) ) gül geç....
Resim
kaldık efenim.... boş boş beklemekteyiz... neyi kimi nerde demeyin... herşey çok daha iyisi olacak hakn diye başladı bir ses telefonda... olmalı...böyle kalmamlı ve saplanmış olmak senin sıgınagın olmamalı. olmasın.. sen kalmak nedir, bilir misin? kalkdım beklemeye ara verdim... "yol bi yere gitmez, o bir durma biçimidir..." dizesi yankılanıyordu kalktıgımda kulaklarımda. karanlıktı evet. uzundu da belki... ama bitmeliydi. yürülmeliydi... başladım gitmeye. saatler günler aylar derken gider oldum. giderken buldum kendimi. bir baktım ki gidiyordum... bir forest da bendim belki... istediğim için koştum. anladığımda ani bi durdum. geri döndüm çünkü yorulmuştum... tıpkı o sahnedeki gibiydi herşey... bazen otururken ve kendi doruklarında saçmalarken şunu düşündün mü bilmem kağkar? "hayal ettiğimiz şeylere dikkat etmeliyiz. artık onu istemiyoruzdur... ulaşamayacağım bişeyi hayaletmek zorundasın çünkü." sözleriyle beyninde dolaşırken.sonra neyi niye hayal ediyorum ki dedim ...

küresel kriz...

Resim
küresel kriz benide vurdu.... artık kemerleri sıkma zamanı. yok artık öyle günlerce düşünmek... biraz tasarruf ediyorum. hayatımdan tasarruf ediyorum.. sanırım tam gün yaşamayacağım....

vazgal da yankılanan sesinde kalanlar....

Resim
karanlık odada bilgisayar ekranıma karışan sıcak bir kahvenin dumanında gördüm.... evet evet oydu gördüğüm... oda karanlık müzik amaçsız amerikan filmlerindeki kötü sahnelerde uyuşturucu kullanan gençlerin partilerinde çalınan türden şimdi. ne uyuşturucu kullanıyorum ne de amerikadayım... ama gencim. hayatta beklemek adına çok yol almak ile durmak noktasında hareketimin ayrımında kaldım şu sıralar. ya kalıp bekleyecektim yada durup duyacak ve görecektim. her öss sınavının akabinde yanlış ve doğru ilişkileri aarasındaki kavramsal tartışmam gibi doğrular mı ya da yanlışlarmı önemli bilemediğim bi zaman dilimi yine... saaatler günler haftalar ve aylar... ne kadar çok gruplanmışız böyle. 60 ımız toplanıyor dakika ediyoruz. onlardan da bi 60 tane olunca anca saat oluyomuşuz... oysaki yıllar atfedilmişti yüzlerimize... ne çok birikim var görüyorum ve şimdi anlıyorum, gözlerimde....milyonlarca dakikayla bakıyorum aynaya.....kolay mı sanıyorsun görmek böyle....değil... emin ol değil... kaldım ...

????

Resim
susmak ve sitem etmek arasında kaldım yine kağkar.... ne yapmalı bu şimdi.... herşeyi oluruna bırak ne kadar yırtınsanda şunu bil ki bi saniyesini bile değiştiremiceksin olacakların... gem vurdu yine.... of da bu, püf de.....

çölde kum tanesi olmak...

Resim
efenim öncelikle hoşgeldim tekrar buraya tunelsiz girip yazma mutlulugundayım yine yeni yeniden :) garip hisler yine bu bedende, anlamsız gelmiyo artık...karıştıtırken buldum bana gelen kısa mesajları not defretimde... ve şunu anladım ki zaman geçse de hislerimiz aynı kalıyor değişen sadece takvim dediği gibi bi dostumun.... oysa ne çok şeyler verdik değil mi zamana? ... neleri bırakmadık ki... lokman hekim görmedik mi o kadar şeyleri verirken ona... zamana bırakalım vardır, bi hayrı ne de olsa.... yıl 2005 işte bi kaç mesajlaşma sana.... " sen yine deve gibi batara adım atmayan, kum gibi benlik hastalığından uzak duran ol..." "kalanlar gidenlere üzülüyor, gidenler; şu gamlı dünyada kalanlara. kimse mutlu olamıcak mı şu kal git oyununda? " - bilmiyorum başım çok dumanlı.. anlamsızım..." " yine ne yandı gönlünde de tüttü başın? " " - fırtınadaki kum gibiyim... önce kurban sonra tufan...." .... ayrıca yorumsuzum...
İmza Kampanyası Lütfen blogspotyazarlari@gmail.com adresine blog adresinizle birlikte isminizi yazarak bir mail atın ve imza listesine blogunuzu ve isminizi ekleyin

soru işaretine yazılmış bir cevap......

Resim
saklanmak ne demek? insan neden saklanmak ister? aynada kendini göremediğinde; ilk kez hemde, nasıl davranmalı bu yürek? hayat neden, kendisine yüklendiğini görünce bütün yaşananların sesini çıkarmaz? kış erken değil mi hala yüzlerimde? yüzümüzün kışı uzun sürecekti belli ama neden bu bakakalışım sessizliğe? .... uzar gider soruları kendine... sessizdir çünkü içi; kendinden bile. zaman ile derin kavgaları vardı daha evvelde ama, bu sefer farklı... kan çıkacaktı.. ya gözde, ya yürekte... bir sessizlik bırakılır her gitmelerde. çığlık çığlık çağırıyor oysaki bir vapur, bir tren beyin hücrelerimde... halbuki ne ray var gözlerimde, ne de deniz şu yürekte... şarkılar sadece ses bana. hayat bi nefes alış. boşluk, bütün bir hacim gibi bu odada. gözlerim bakar oldu artık ekranada bomboş. "ne birini çağırır bu satırlarım, ne de susmalı gitmeye." dedi içindeki. "yürü; koşar adım yürü. az kaldı bensizliğe...." diye devam etti. neden nasıl niçin diye bitti film.. ne mutlu bir s...

sanal sayıksamalar....

Resim
Hani nasıl geçerdi değilmi güzellikler. Az inanmamıştık “seni seveceğim” diyenlere. Seviyorum diyenlere. Hayat çok yalan söyler oldu sanala dostluklar sığmaya başlayınca değilmi kağkar! Ya bilmiyorum ama benim bi farkım mı var yokmu? Niye ya da nedeni çok önemsememden çok kaybetmiş olsamda hala bunun peşindeyim. Birilerine öylesine bişeyler demek ne kadar kolaylaştı değilmi artık bilgisayar ekrarnından. MSN denilen sanal hayat portalımız artık anlatmıyor ve tatmin etmiyorda benim gibi gereksizi. Yazı ne kadar güçlü değilmi hakkında hislenip yazmaya başladığım kişiden hemen cevap geldi sana başlayınca kağkar. Kağkar ne desem biz senle uzun süre anlaşamıyoruz. Biliyorum çok kızıyorsun bana, ilgi fakiri bıraktım seni, kendi hayatıma daldım seni unuttum ondan böyle içime birikmişlik.... ne olacak dersin be kağkarım! İyileşecek mi bu yürek. Yine bakacak mı güzel güzel yeşil yeşil bu kahverengi gözün ardından görebilecek mi en maviyi? .... Ah ile vaha bağlayınca olmuyor demiştin biliyorum. B...

zaman akıp giderken

Resim
bol bol düşünüp hiç yaşamıyorsan hayatta; fiilsel boyutunu bırakıp düşünsel boyutta çok zaman geçiriyorsun demektir bu aslında. zaman kavramıyla işinin olmaması; saatlerin geçmediği manasına gelmediği bir gerçekken, yaşamında hareket olmamasının durağanlığı, haklı çıkarmaz bir sokak kenarında seni. yolun kısalığı ya da uzunluğu, aslına bakarsak bizim yürümeye ne kadar erken başlamış olduğumuzla alakalı olsa gerek " at binenin kılıç kuşananınsa" hala. yapma!!! bir kağıttan gemide yapma, ısırıktan saatte. zamanın en karanlık köşelierinde, erken yürünmeye başlanmış bir yol olarak kalsın çamurdan araban, cam kenarında... kara kara, bir beyaz kağıda ne kadar bakılır bilmiyorum. zamanın hareketini bıraktık ne de olsa geride. hareket yoksa zamanda. milyonlarca düşüncenin, binlerce kelimenin aklında geçmesiyle bitmiyor bir yazı. en büyük hareket bu hayatımda; kelimeleri tutup yerleştirmek HAYATA....

kırmızım

Resim
insanın yaşayası gelir seni; saati seni gösterirken başlar kalptv ana haber bülteni. genel yayın yönetmeni; bir damla kan... kan gibi kırmızı; kırmızı ki ; rengidir sevginin. kırmızımsın benim... daha nem olasın?....

fazla söze ne hacet.. içimiz yanıyor....

Resim

öylesine....

Resim
üzerine yaz giyinmiş kadar yeşildi gözümde; bir bayram gününde, cam kenarında hayat....

mimim geldiiii :)

eveettt kısa bi hastalıgın ardından bi bilgisayarımı açayım bakayım ne var ne yok derkene birde ne göreyim slnn beni mimlemiş efenim... konumuz "bayramdan beklentiler" miş üstelik... bu bayramsızlıkta.... bayramlar benim için camilerde başlar... bayram namazının ardından eve giden yol üzerinde fırından alınan sıcak ekmek ile devam eder ve o ekmekle eve gelinir alt katta dedem ve babaannemlerin yanında bütün aile eşrafımızla birlikte toplu bir kahvaltı yapılır ve günler başlar... bu oalsı kısmı tabi ama beklentilere girersek bu kahvaltıda merhum dedeminde tekrar eşliğini beklerim... hep sönüklüğünden gem vurulan bi bayram olmamasını dilerim en son... nedeni bilinmez ama hayat insanları o kadar içine almış ki herhangi bir sosyal olguya artık reaksiyon veremez olmuşuz size de öyle geliyor mu? bu bayram da olsa farklı başka bişey de olsa insanlarda bi isteksizlik olayı ekli sanki... bunun olmaması neye bağlı bilmiyorum...beklentim sadece bunu bulup yoketmek olabilirdi bak mesela...

ve işte o da gider....

Resim
adına çok söylemlerde bulunduğumuz, geldi diye sevindiğimiz, gider ayak üzüldüğümüz, ne çok sevdiğimiz, artık çok geç olduğumuz bir eylül ayının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız... yapımda ve yaşamada emeği geçen herkese yine büyük şükürlerle uğurluyoruz.... adına çok şeyler söyledik.. kah güldük, kah ağladık, kah (son günlerinde de olsa) hasta olduk evde yatakaldık ateşler içerisinde terim terim terledik öksürdük ve daha neler neler... :) eylül gitti amma ve lakin giderkende sevinçleri bıraktı alem i insana... hiçbir derdi tasası olmayan halkımızın günlerdir kendine dert edindiği; adının, ramazan mı, şeker mi, fakirlik mi, fıtır bayramı mı olduğu konusunda mutabakata varamadığı ama tartışarak bir sonuca bağlamayı vatan borcu bildiği BAYRAM sevinciyle gider oldu eylül... hasılı güle güle eylül... yaklaşık 11 ay sonra tekrar bekleriz... bizi unutma... bak sen gelince çok şeyler yazacak bu abiler ablalar sana :)))) herkesin RAMAZAN BAYRAMI nı mübarekliyorum efenim... hayırlı bayramlar....

fırtına da bi yolcu...

Resim
eveettt garip bi sabaha uyandım bugün.... geçtiğim günün heyecanlarımıydı bilmiyorum bunu böyle yapan... dünkü(26.09) fırtınada hatta fırtınanın her saniyesini yaşayarak gülse mi ağlasa mı yoksa üzülse mi sevinse mi konumunda kaldım uzun süre... buna şok diyenler de oluyor genel itibari ile. önümde uçuşan çatılar yanıma devrilen ağaçların eşliğinde ölüme ramak kala kala geldim evime ki eve giren elektrik kablosuna düşmüş bi ağaç karşıladı sokağın girişinde beni.... aslında hoş görüntülerde yok değildi hani... yeşil sarı yaprakların bütün sokağı halı ettiği ufak dal parçaları ve kurşun atılıyomuş gibi yağam yağmur zerreleri... fotoğraf makinemin olmadığına içerlediğim zamanlardan biriydi o karmaşanın yaşandığı anlar... bir bankanın önünde kalakaldım o sıralarda.. saat 14 suları ince kapişonlu bi giysinin altında şiddetle bastıran bi yağmur sırasında yolda yürümekteydim. akabinde bastıran rüzgardan belki binaların etkisiyle çok da etkilenmez iken ve bunu düşünüp niye kaçışıyor bu insanl...

bu da bir mim :)))

Resim
vakti zamanında okuduğum bi yazıdan etkilenerek yorum yapmıştım... saolsun arkadaş da benim o yazıyla alakı yorumlarım üzerine mimlemiş bulunmakta. konumuz o yazıda kadın olmakdı. benim mimim erkek olmak oldu tabiki :) ilişkilerde ben en azından kadın erkek ilişkisinde tarafların olduğunu düşünürüm. yani cinsler değil tarafların olduğunu. yanlış yapan taraf, az seven, dürüst olmayan, kötü yönleri ağır basan ve bunun tam tersi olan taraf. bunun cinsiyetine gelince işte orada hemcinslerim galiba biraz üstün sayı bakımından. erkelerde garip ama bu tarz durumlarda bi üstün olma psikolojisi vardır. kontrol etmek ister ilişkisini, ailesini, etrafını... bu genelde sıradan bi iktidar olayı değildir. ataerkil bi yaşayışın süregelmiş ve yüzyılımıza kadar dayanmış tutumudur sadece. nedenin bilemesem de diyeceğim ama nedeninin bu kötü hanedeki sayısal fazlalığımızın vermiş olduğu bi genelleme olacak ki erkek sevmez, bağlanmaz ve değer vermez olarak yargılanmaktadır. şunu kişisel tecrubelerimden ...

bu bir sobe :)

İsminiz? hakan Nerelisiniz? bulgaristan göçmeni bi ailenin istanbulda doğan ikinci üyesiyim.1984 yılına rastlar bu olay zannımca :) Yaşadığınız yer? istanbul Mesleğiniz? kalfayım efenim :) boş gezenle birlikte çalışıyoruz :)) işler de şu sralar baya yoğun:) aralıgın 10-15 ne kadar da böyle olcak sanırım... şaka şaka :) mühendismişim elimde bi kağıt verdiler mezun olunca üzerinde yazıyoi ( çaktırmayın hala inanmıyorum kendisine) düşünün işte bu ülkede ben mühendisi :) Hobileriniz? hobim yok benim :( Profilimde yazıyor .. biraz eksik Evli misiniz? zanımca hayır... bilgisayara bugünlerde bişeyler oluyo gerçi ama :) Haaaaaayır.... Kaç çocuğunuz var? Yok :) En sevdiğiniz yemek? bamya :) barbunya patlıcanlı yemekler makarna geneli ayırd etmem :D Sevdiğiniz müzik türü? rock, metal (türkçe olması sıkıntı değil :) )kısmen pop tsm ce halk müzgi ile etnik müzikleri çok severim Nerelere gitmek isersiniz? Önce Türkiye'de gitmek istediğim çok yer var. tamamı nerdeyse. peri bacaları ve iç anadol...

bi kitap, bir dizi ve bir his....

Resim
aslında bi amacı yok yazmaya başlamamın. yani güzel yada kötü bir sürü şey yolunda hayatımda. sanki aksi bi durumda yazılırmış gibi giriş yaptım ama aldırmayın siz bana.... benim amacım ertelemek galib; hayatı, yaşamayı, beni, aşkı...ertelemek... evet hiç sevmediğim bir huyum var ertelemek. bu yönümden kızgınlık duyuyorum ama bir türlü vazgeçemiyorum. hani hep önemli şeyler gecikir ya da yaşanması için öncesi heyecanla beklenen tatlı bir acıy verir ya . işte onun gibi bişey. halbuki mevlana " yarın yaparım deme; nice yarınlar geçti gitti" demiştir oysa... * " - bazen, bazıları çok uzakğındadır; yakın hissedersin. bazen de çok yakınındadır bu sefer de sen uzak hissedersin. bunu gibi bişey işte... - (...) ozaman önemli olan ne hissettiğimiz değil mi? " şunun farkındayım ki aşık olanların hayatları hiçbir evresinde ékesnilik" kazanmaz. yani aşıkların toplanıp kurduğu bir ülke olsa ve onlara ait özel bir dil keşfedilse eminim ki "kesin" kelimesine gerek ...

kalmak mı kolay, gitmek mi zor?

Resim
candan erçetin in "arada bir" şarkısını sanırım dinlemeyen yoktur, kağkar! çünkü hislerimize dokunur, düşündüklerimizi anlatır bir şarkıdır kendisi. "arada bir bir yanım, gitsem diyor uzağa..." dedikçe gözler dalarda gider giden varsa yakınımızda ufuğa, günbatımına ya da sıkılmışlığımıza. son yüzyılımızı sıkıntılar, yorulmalar, keşmekeşler yüzyılı olarak tasvir etmek biraz insaf dılşı olacaksa da, çoğumuzun sıkıntı hanesinin bol olduğu bir zaman dilimi olduğu aşikar. sıkılmışlıklar, hayalkırıklıkları, üzüntüler, sevinçler belki, dinlenme veya kaçma adı altında gitmeyi çağrıştırır beyinlerimizde. hayali canlandığında bile insanın içinin kıpır kıpır olduğu ve muhtemelki bu hayal kurulur, yani dalmış vaziyette karşıdan bize bakıldığında biraz mutluluk mayhoşluğu bile sezilir... insan bol bol sıkılır. hem kısa sürede hemde çok fazla şeyden olması kaçma isteklerinin yoğunlaşması için yeterlidir. evimizden, işten, okuldan, şehirden, rutinlikten, hareketten, yollardan, hav...

İKİ GÖZ ADACIK .....Issız Ada'da

Resim
Hayalin ıssız bir ada bana; Hep sormazlar mıydı? Ne alırdık acaba olsaydık orada? Üç şey diye kısatlanırdı sorularda, Ne alabilirimki yanıma, iki gözünden başka? .... 14:47 / 22.09.2008

modern mum ışığı

Resim
yağmur... hele de sahur vakti...yağmur hakkındaki fikirlerimi çok yazdım ( bide mozilla,chrome kullananlar bilir sağ ve sol sayfalardaki bloglarda da güzel güzel yazıldı) tekrarlayacak değilim ama yine de bi güzel... balkondan bile ıslatmak kafanı çok güzel helede hiç ışık olmayan sokakda... gece 2 suları başlayagelmiş sanırım ki çok üzgünüm bu gece migren illeti bırakmadı yakamı ki uyudum! :( niye girdim ben buraya? :) ha sahur :).... durgun bi gece muhteşem bi tempoyla girdi sahura. olaylı bi şekilde kalktım sahura bu gece :)) tedirgin ve korkuyla baktım bikaç saniye ve sonra peder beyimin çakmak ateşinin ışıgıyla eve girmeye çalışmasından kaynaklanan bu karmaşaşı anladım gülümseyerek. zat ı alisi, kıraathane denen; sözüm ona içindeki tek kıraat şskambil kağıtları ve üzerlerindeki harfler olsa gerek ha bide gazeteler var muhtemelen :)neyse... hasılı; çakmak ateşinin ışığıyla eve giren ve evde mum ve diğer aydınlatıcı envanterin bulunmasıyla panik geçicibi süre tedavülden kalktı :) as...

bir nevi varolma Deliliği.....

Resim
yazarını kimsenin bilmediği,karakterlerinin kimsenin umrunda olmadığı bir yoldur hayat. "silgisiz yazı yazmaksa" hayat kalemi sol göğsünüzün altında olmalı herzaman. ki bu yolu herkes yürür ve kimsenin farkına varılmaz, sonunda gerilere bakıldığında yaşanmışlığın. ondan sonra iki dize gelir akıllara kağkar orhan veli çevirisi; " ağlasam sesimi duyarmısınız mısralarımda? dokunabilirmisiniz gözyaşlarıma ellerinizle" diye... o zaman artık sizde biliyorsunuzdur bir yerin olduğunu. evet bir yer vardır ve orada kimse duymaz sizi, hayatın aksine. yani; ağlasam sesimi duymazsınız, çünkü ben sessiz ağlarım mısralarımda...kimse dokunmadı, dokunmasında ellerime; gözlerinden sonra... en sessiz anlarımı yaşıyorum haykırışlarımın. YAŞAMAK, sessizliğin gürültüsü kulaklarımda.en sessiz insanım şu anda, var olmanın kaygısında yazılarda... hissetmek, dokunmak, görmek, duymak ve daha birçoğu eylem sadece, içine gül sağlanmış bir sol göğüs altında... artık ne duyuyorum seni, ne de ağ...

hoşgelmiş....

Resim
evet eylül ayımızın ortasının geçmesiyle birlikte ilkokuldaki o mevsim takvimimiz işe koyuldu ve eline sazı alıp derki; "ey insan kardeş! baharın sonunu gönderdim; şimdi yolda...." ara mevsilere bayılan biri olarak en sevdiğim diyebileceğim son demleriyle bahar vuku bulmakta şuan zerrelerimze kadar dışarıda... hoşgelen, sefasını da eksik etmemekle birlikde zat-ı alimi sevinçlere gark eden şu mevsim gariptir, çoklarına göre; aksi zuhur eder bende. o derece ki hakkında bişeyler karalarken bile hislerimi öyle bir canlandırır ki, farsça ağırlıklı hisler uyandırıyor işte :) yağmurdan bahsettim ya kağkar! çok severim diye.. hele ki bu mevsimde... ağaçlarımızdan düşen o sarımtrak yaprakların altında ıslak sokaklar yok mu...hele toprağın suya vuslatı ki sorma gitsin....akabinde de hayallerin canlandığı buğulu gözlerimizde yine o güzel eylül ayının ( ki okul kokmayan :P )yarısını da alınca eline takvimimizden yılımızın 10. ayını şerefler sanki... eylül ayının başlarını çok severim. g...

zaman serüveninde....

Resim
yollar ve giden ben... bütün gece yağmurda ıslanırda insanın aklına shakespeare amcanın şiiri gelmez yüzünü gökyüzüne çevirince etrafta kafasında çantalarıyla hazırlıksız yakalanan insanları görünce yağmura... ardından hynogajadan here comes rain again dersek e artık kıvamdayız demektir hüzün için.... hem yağmurda ağlamak belli olmadığı için midir bilmem ama daha bi hoş olur gözleri insanın... güzel gülücüklerle bakınca etrafına deli olmak mmuhtemeldir (defaatle vurguluyorum ama öyle) insanlar için yine.... bir şeyi olduğundan ıslak ve sert göstermek çok zordur kanımca. bunun için saç jölesinin işi çok zordur. sanırım bundan pek uğramaz saçlarıma kendisi... ne ıslağım ne sert çünkü.
Resim
oyunlar da oyunlar şu büyük oyuncak sepeti hayatta.... öyle ki yolda yürüken bile etrafında milyonlarca tane meleğinle oynayan şeyleri hisseder tebessümle bakarsın etrafa... kimi zaman zor olanlar çıkar karşına ; hani bir oyunun zor durumda kaldığımız stresli anları vardır ya... batakda son eli alıp batmamak gibi, okeyde senden sonrakinin bitmesi, satrançta mat olma, futbolda penaltı,hayatta yürümek gibi.... bol bol olarak yaptığım şey olan bu eylem sanırım beni çok sevmiyor olacakki her defasında kendisiyle haşır neşir olunca yüzüme bişeyler vuruyor.. al bide burdan yak bakalım diyor... benimle çok iyi geçinemeyen bazı şeyler varsa da etrafımda bi o kadar sevenler var ki demek kolumsuz elimsiz kalınca sokak ortasında telefonu aldırdı elime de arattı birilerini.... hayat bazen yavaş çekim ilerler... ve genellikle senin o an ya da o ana yakın bi zamanda aklınızdan geçirdiklerinizi karşınıza çıkarınca yapar bunu... sen durursun etraf donmuş, sana doğru yürüyen bişey görürsün yavaş yavaş;...

Tarih mekanda nedir ki ?

Resim
Tarihin ne önemi var ki yaşanılan yer Sakarya olunca... Pazartesiydi kalktım,birazdan yatacağım Salı çoktan olmuş...Yürümek ençok beklemek halinde bir eylem geçerliliği kazanırmış yaşantılarda bunu öğrendim... Tarihin önemi yok, yer Sakarya ... Yaşım kaç bilmiyorum mevsim bahara yaklaşınca. Amaçların önemi yok; hayaller siyah beyaz olunca.Kafamız dumanlı,gönlümüzde yangın oldukça.... Belki ıslak kaldırım taşı adım; soy adım yok... Rumuz hayat. Tarih önemsiz...Mekan aynen Sakarya...Biz " insanmışız su misali kıvrım kıvrım, bir yanda akan benmişim; öbür yan malum..." necip fazıl misali hayat ÇİLE hesap cüzdanımda... Hayallerin tarihi olmaz yer Sakarya olunca... Hayalimde bir sen... yerin mekanın olmasa da... HKNSNTR 07.03.06 / 00:56

sürpriz....:)

Resim
bir durak ötede bıraktım senle ilgili hayallerimi.kimsenin umursamadığı soluğu kesilmiş aşkımı...nadasa bıraktığım mantığım öylece avuçlarımda...çok sevdiğim duygularım ise iliklerimden çakılmiş gibi bilmediğim şehirlerde .veseninle birliktebelki başka bir kalbin içine... imkansızın peşinde... benmki bir mutluluk oyunu ...inanma bana aklım halaa gözlerinin çağlasında... unuttum dedğim çehrenin yansımalarının izinde... hayatımın son gün doğumundaydı ...aşkı bıraktım dedim bir cami avlusuna halbuki duam kadar gerçek inancımın bedeli kadar gri sen vardın öylece karsımda... edit :: @@ ıpkı süpriz yumurta tadında...beklemedğim bir anda duygularım sarı satırlar arasına kurulmuş,sefasını sürüyor tercuman olduğu gönüllerin hoşluğunda ... : ) Değerimin emanet etmeye değer bulduğu kelimelerim emin ellerde.... : )( : @@ seda @@ (Sevdadandır dedi annem.... :) )

kapkaraşık !!!!

Resim
az önce hayatımı ikiye ayırdım. gözüm açıkken ve kapanınca... farklı yaşıyorum elbette iki dünyamda da; aslında hepsini yaşıyorum gördüklerimin, müzik açıkken düşünüyorum, içeride uyguluyorum. kafamı kaldırıyorum.. bir ve karışık üstü... ve bir oda karışık heryeri; içinde bir ayna, karışık içindeki! hayat farklı soruyor herkese genellerini; sınıyor beni, beni bana dinletiyor. beni sana yazdırıyor; kendimi bulduruyor....

low man's lyric....

Resim
evet işte bu... metallicanın beni her zaman alan götüren günde onlarca kez dinlesem de herhangi bi duygu azalmasına neden ve mahal vermeyen bilakis artması ve dinlenme isteğini arttıran o eşssiz ritim.... nasıl söyler, nasıl inler ya insan... bir şarkı bir insana neler yapabilir? sorusunun en şiddetli cevabını bunu dinlerken veririrm... ciddi bi şekilde içine girmek gibi bişey o müziğin... keşke bazı şeyler kelimelerle tarif edilseydi de şu an o kelimelerin birkaçını kullansa idim... zira; "but i lie, lie straight to the mirror the one i've broken, to match my face kismi ile nasil bir ruh halidir kendine ve dunyaya nasil bir bakistir diye dusunduren, dibe vurulan gecelerde sabaha kadar tekrar tekrar dinlenesi sarki"(ekşisözlük) yorumu beni tam manasıyla alırken kapsamına... hani bazen bişey olur yolun ortasında zaman durmuştur sanki sadece sen devam eder ve yavaştan bakarsın ya herşeye... hayat senin devamındadır sanki... işte bu şarkı ne zaman kulağımda ise en az bikaç d...

yürümek...yürürken düşündürmek...

Resim
genelde bunu mizahçılarımız güldürürken yaptıkları hakkında iddiaları olsada cem yılmaz vari düşünüyor ve gülerken icat yapılamayacağı için yür ürken aynı şeyin olmasının daha doğal ve olası olduğu konusunda fikre sahibim şu sıralar... zaten ne fikirlere sahip değilim şu sıralar... güzel ve güneşli bir pazar sabahı kapımızın önündeki ceviz ağacının hasatını yapmakla başlar... ardından bi önceki gece verilen söz yerine getirilmek üzere beşiktaş iskelesine yola çıkılır karşı kıtadan değer verilen bi arkadaş gelmektedir nitekim... dertleşilip, konuşulup güzel sohbet edilmek üzere sözleşilmiştir ve gereği neyse yapılacaktır.. yapıldı da sanırım. memnun olduk ikimizde nihayete erdiğinde gün. uzun uzun kilometrelerce boğaz şeridi yüründü bugün. güzel ve hoş bir güneşin altında insana serinliğin son demlerine kadar yaşanılası geldiren bir tavrıyla geçiyor üzerimiziden rüzigar...istanbulun neden istanbul olduğuna dair çeşitli cevaplarım var ancak bugün kü o müthiş manzara ve sohbet gözlerimin ...

bir rüya bir kişi ve bir tanımlanamayan duygu...

Resim
çok garip bir şekilde uyandım bu sabah... uzun zamandır sabahları uyanmıyordum aslına bakarsan. resmen ecel terleri dökerek uyandın bu sabah. hala etkisi üzerimde bi rüya gördüm sahurdan sonraki bölümünde uykumun. herkes gördüğü rüyadan çok etkilenir ancak bende bu biraz daha şiddetlidir arkadaşlarım arasındaki tepkilerden biliyorum. öyle ki defalarca aynı rüyaları görmekde bir işaret sanırım buna. ilk kez gördüğüm bi yerde ikinci kez bulunmuş hissini hissettim önce. sonra biran önce oradan gitmeyi istedim ve izin verilmedi. sevildiğimi hissettiğim ancak benim için önemli olan ve kötü olmamı sağlayan kişi yüzünden orada kalmak istemediğim ve tamamen terlediğim ve üzüntüden mideme kıramplar girdiği bir yerdi. uyandığıma dahi inanamadım zira televizyonu daha önce hiç görmemiş de ilk kez evindeymiş gibi sabahın köründe koşarak açmamdan anlaşılacağı üzere uykudan ve uyuduğum yerden kaçışımın eseri ve korkumun pespaye yüzümdeki izleri. hani film sahneerinde olur ya birden açarsınız gözlerin...

ramazannn

işte o günler... yine güzel günler.... ramazan geldi. yüce islam dininin mübarek saydığı üç büyük ayın en şereflisi denilen ve islamiyet aleminin güzellikler, barış, sevgi ve toplumsal kaynaşma adına çok şeyler beklediği bir ay ramazan. dinsel boyutu metafizik tarafları bir yana bırakılsa dahi (ki bırakılmamalı asıl oradan tutulmalıdır) varlığı sokakların o günlerde bir hoş oluşundan bellidir genelde. yaşım "ahh o eski ramazanlar" denilebilecek seviyede değil ancak bütün yaşlıların ağız birliği etmişçesine andıkları o meşhur eski ramazanların merakı içinde onlara göre daha az canlı olan bu ramazanlarda bile insan güzel hislere bürünüp güzel yaşamasını sanki biliyorda bu kısa zamana saklıyor izdenimi verir bana hep. öyle ya ramazan ayında daha bi hoş görülüdür mahalle esnafı, daha güzel programlar için itina verilir kısmende olsa tv denilen uyuşturucuya hatta ve hatta inanmazsınız belki ama insan kendine bile dikkat eder zaman zaman bu ay içinde. sanki sadece bu aya özelmiş gi...

hatıralar...

Resim
gönül isterdi ki yıl bilmem ne ne de güzeldi diye birşeyler yazmak buraya... yıllardan, aylardan değilde hatılardan dolayı suskunluk bu. geçmişin ya da geçmişimin en güzel yanı buydu.. hatıralarım... iyi, kötü olmaları bişeyi değiştirmez hatta bence hatıralarda yani geçmişte iyi ve kötü de yoktur. iyi ve güzel olması gelecek zaman fiilidir zannımca. özlem duyulur ya çoğu zaman bir güne, bir zaman dilimine, bir yere daha nelere nelere... hayatın en güzel yanı bence yaşıyor olup bi takım şeyleri hatırlıyor olmamız... bir insana duyulan özlem, onun hatıraları ise ayrıdır... hep geriden takip ettim süreçleri hayatımda. varolmanın dayanılmaz hafifliği denir ya eğer hafif tarafları böyle ise ne oalcak ki gerisinde demekten alıkoyamaz insan kendini bakarken bi otobüs canımdaki kendi hayalmeyaline... şimdinin çok anlamı kalmadı heybemde. benim kaldığım yerde neler yokki. sen bile varsın kağkar! sen bile... çok kalabalık yerlerde olmak pek bişeyi geçirmiyor güzümden ama sakin sokakların sakin ...