Kayıtlar

Kasım, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

UMUT.....ÜMİT

akşamın eğlenceli bir saati. geceye yakın ruhlar gibi geziniyor insanlar ve aralarında bir Hakan meydanında bir şehrin... akşamın kime göre eğlenceli olduğu belli olmayan, hatta kimilerine göre eğlenceden çok işkence saatleri olan, ayak seslerinin daha yeni duyulmaya başlandığı sokaklarda... adı belki de UMUT... yaşı 11-14 arasında.... elinde siyah (ki bahtı gibi)  kocaman bir torba... içinde kağıt mendil paketleri.. tezat o ki mendiller beyaz o siyah torbada... adı belki de ÜMİT... yarınlar aslında çok uzak değil ümidiyle yaşayan, bedeni çocuk ama yüreği kimbilir kaç devrim geçirdi hemde ideolojik olmayan. iki, şehrin üniversitelisi kız.. kol kola giderken o saatlerde caddede, aksi yönünde maganda ordusunu bile medeni bırakabiliecek bir grupla karşılaşöadan duydukları son ses belki de "abla be bi selpak be abla..." çocuk esmer. talihinin rengi teninden poşetine aksetmiş Ümitli Umudun her durumda... hırçın bir hareketle çekiliyor UMUT ters yöne. maganda ordusun...

iyi ki doğdum :)))

Resim
yaşlandın be kağkar :))) hemen akıllarda; "iyi ki doğdum.. gördün mü 25 oldum :))))kalamam hayatın köşesinde derdim ama :))" neyse.... hasılı 28.11.1984 yılında veledin b iri çok lazımmış gibi bakırköy de ağlamış... soğuk olduğunu düşündüğüm bir kasım sonunda sabaha karşı gelmişim ahanda buralara...gel zaman git zaman yılların içinde neden hala burda olduğunu anlayamadı... şimdi doğduk ettik evet... şaşkın şaşkın bakınırken etrafıma daha üç günlük velet iken resmimi bile çekmişler...halimdende anlaşılcağı gibi....benimne işim var lan bodrumda repliği 1984 yılında tarafıma aittir :))) ahanda bu resimdeki sarı veled de bendenizdir :)) neydik ne olduk efenim :)))

ah niçe vah niçe...

niçe ağladığında neler olmuş bilirsiniz...bende öğrenmek üzere yola çıktım.. hani şöyle bir durum vardır ya.."başucu ya da elinden bırakamama".. aynen o durum... tavsiye olsun bir hastanın nasıl hasta bir doktorun nasıl doktor olduğunu anlayabilmenin en etkili yolundan biri.. kendine güvenen sorgulamaktan çekinmeyenlere yoldaştır.... 'yinede en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer biliyorum' "ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum" "evlilik bağını koparmanız onun sizi koparmasından daha iyidir !!" vs vs...

sis

bugün hayatımda yürüdüm az önce.... sis çöreklenmiş istanbula.... göz gözü görmüyor.... beş metre sonran meçhul.... hiç hayatınıza benzettiğin bir yolda yürüdün mü kağkar? sisli ve atacağın on adımdan sonrasını kestirmek imkansız... istanbulun biraz daha sesiz olmasını diledim oysa her adımda... köpeklerin havlamaları arasından ürkek bakışlarla geçerken hayatına giren girmiş girebilecek bütün insanları düşünürken... neden birileriyle görüşüyor olmalısın? sorularıı arasından çıktım.... sıkılmış veya sıkılacak bütün eller gibi meraklıydım oysa sana.... garip bir gece... sisli bir gecede o buharı koklayarak içime çekerken fazlasından olacakk öksürürken geldi aklıma çizgilerim... duvarlarına resim çizilmiş bir ev gibiyim... soğuk bir yürüyüşün içinden yanarak geçen bedenim gibi ani soğuma ile şok geçiren bütün duygularım gibi hissiz şu an gözlerim... insalar üzerinde etkilerin açısından hayatsal sorgulamalar içinde ilişkilerin ve ilişkilerin arasında ve içinde sen yatarken kendi...
kimseye iyilik yapmayacaksın... iyi olmayacaksın... olmamaılısın da.....

hesaplar hesaplar....

Resim
hani denir ya şimdi istanbulda olmak vardı diye..... ne zaman bir çocuk düşünsem istanbul gelir aklıma...şimdi istanbuldayım oysa.... otobüs tramvay veya envai çeşit ulaşım aracında karşı karşıya oturduğunuz insanların neden sizin karşınızda oturduğunu düşündünüz mü hiç? ya da siz niye onun karşısına oturursunuz? yolda yol arkadaşı olduğnuz bu kişilerle karşılaşmanızın sebebi ne? yürürken veya veya düşünürken aklınıza gelen oradan buradan hayaller fikirler ve anılarımızın sırasını kim tayin ediyor? niye bu kadar hızlı düşünüyoruz? saniyeler içinde çocukluğumuzun herhangi bir gününü anımsarken neden peşinde liseden bir anınız geliyor? neden yazıyorum ki ?.... sorularım bol birgünden merhaba....güzel geçen  alesin ardından.....

rüzgar şimşek yine bu gece.....

Resim
aniden elektrik de kesili vermişti... kendisini hayata bağladıgını düşündüğü pc nin başında boş karanlık ve sessiz kalmıştı...biraz bekledi ki göz bebekleri büyüsün girebilsindi bişeyleri.... ilk beliren bir şimşek oldu yağmur damlalı pencerenin camında... içi bi hoş olmuştu korku filmlerinden sahneler gibiydi işte herşey taa kendisine kadar.... hayat işte ilgilenmiyor fırtınalarımızla. o sadece deryaları rota etti kıyılarımıza... alabora olmadım ama tüm yelkenlerim kırıldı, tufanda. ya gel yelkenim ol, savrulan bedenime, ya da git fırtınada karayel rüzgarlara... ama gel.. rüzgar olsan da gel. zaten yelken olmazsan anlamı kalmaz tufanda. çünkü deniz, ıslanmaz yağmurda..... ama sırılsıklam eder rüzgarda.... 4. yılı dedemin gidişinin.........

güçsüz....

"düğüm düğüm boğazım.... şişmiş iki göz... çok mu bakıyorum.... bakmaktan şişirdim sanırım... ağlmak istiyorum... sanırım istediğimi alıyorum... " derdi geceleri.....

güneşli güzel istanbulda....

Resim
bağla geceyi kaçmasın karanlıklar dedi içimdeki.... garip garip sorgular oldu artık hayatı... ışıkları cebinde bir gündeydi... aşk! tek kişilik yalnızlık çoğu zaman. sen; ben kişisinin öznesi ol her zaman....üç noktayla biten her cümleme. sorgusu suali neydi? yaşamak bir ağaç gibi miydi? tekdi belki ama hür müydü? ve ormana girmiyorum bile... demezler mi  nazıma..... üstelik o kadar da yaşadışı değilken hala... sonra şarkılar çalar flamenko...." bir güzeli sevip de ağlamazsan; ismini aleme rüsva eyleme..." serenadlarda... "sevdanın hayali vuruyor arada bir içime..." çünkü.

bütün kalem uçları niye siyah?

Resim
hani şarkılar vardır çalarken garip olur gidersiniz bi yerlere... öyle bir şarkılar silsilesinden çıkamamaktayım yine... hani böyle korkarsın ya giderken bilmediğin bir yolda.. izlediğim bütün korku filmlerinde korktuğun bütün sahneler gözünün önüne gelir de hangisizndeyim acaba der durursun... tiamat - gaia şarkısını dinlerken yazıyorum bunları da... aynı o hisler içindeyim... gidiyorum... beyaz br ekran dışındaki bütün karanlık içinden bakıyorum zamana... düşündüklerimle yazdıklarım arasında bir parmak gibiyim kıvırlmış basılan bir tuşa... garip döngüelrin garip cevapları gibi... şimdi geçmiş bütün hislerim gibi soğuk hava... duyduğum bütün güzlerin rüzgarları üzerimde... yaşayıp üşüdüğüm bütün kışlar gibi bir soba sıcaklığı sevginin tam karşılığı da bu gece... seslenmek en çok ne zaman acı verir bilir misin kağkar? duyulmamyı göze aldığın zaman.....

gitmenin zevkine var....

olur ki bir gece gelir de düşündüklerin hakkında en ufak bir fikrin kalmazsa.... olur ki bir sabah yaşayacaklarına dair en ufak bir planın olmazsa... olur ki bir günde yazmaya dair bir ümidim kalmazsa.... olur ki ben bir hayal olarak kalırsam rüyalarda..... olur ki bir şarkının tüm zevkini unutursam hayalkırıklıklarından.... olur ki yaşamak benim için bir blog olarak kalırsa zamana.... hoş geldin...

zaman cetvelim defterlerden....

Resim
.... mavi olmayan bir geceye "deniz" demek; şu anda bana onu sevmiyorsun demek kadar gerçek ki, ateşin kırmızılığı kadar sıcak bir yorgan beni beklerken; iliklerimin titrediği bir akşamda sana üşümek, ruhuma acımamaktansa eğer... ömr ü hayatımda ilk kez üç gün sonrasını düşündürmendendir bana....