Kayıtlar

Ağustos, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bekleNmek.....

bize hep şu öğretildi..., " seven karşılıksız sevmelidir... karşılık beklememlidir hiç bir şeyi için..." peki ya sevilen bu karşılıksız sevilmeyi hak etmek için ne yapmalıdır? karşılıksız sevilmek, sevene her istediğini yapabilme hakkını ne zaman vermiştir? seveni denemek onun için bi beklemek demek değil midir? ... hava kararınca değişiyor herşey değil mi kağkar....

üç beş satTır...

hani bazı reklam filmleri olur ya... ortalık tamamen sessizdir, hava çok sıcaktır büyük bir bitkinlik felan vardır.. sadece bi vantilatör vs gibi bi aletin sesi çıkar belki bi kedi belki bir su birikintisi sesi bozar kasveti vs... sora bi yerden müzik çıkagelir de birden dans felan ederler de mutlu olurlar ya insanlar... durup dururken bu geldi aklıma şimdi :)) aslında tamda durup dururken değil az evvel balkondan bakarken aynı sessizliği gördüm sadece uzaktan bikaç çocuk sesi vardı sonra odama geldim ve sadece pc nin fanı bozuyordu sessizliği :) e durum bundan ibaret olunca bunları hatırlamamak olmaz dedim verdim düşünmeye kendimi... ağustos ayının yoğunluğunu şu gün itibari ile sabahın erken saatine kadar ayakta kalıp sonra biçimsiz bi şekilde sabah yatıp öğle gibi kalkınca atar gibi oldum. sabah zafer bayramı kutlamalarını seyrederken dalmışım uykuya :)) manidar oldu değil mi ? :p uzun zamandır şöyle yüksek ses müzik dinlemediğimi dün farkettim :))) evdekiler neden farkettiğimi anl...

günün armaganı iki şarkı benden size....

şunu da belirtmeden geçemeyeceğim... son günlerde iki şarkı bütün zamanlarımda çınlıyor kulaklarımda ve 250 den sonrasını sayamadım o derece dinliyorum... zevklerinizi bilemesemde hoşunuza gideceğine inanıyorum gitmese de duymuş olursunuz... :))) the cardigans - couldn't care less ve phil collins - anothet day in paradise

beşiktaşta bir sabah...

Resim
sabah sabah boğazın bütün ihtişamına rağmen insanın içinde hissettiği bir gariplik soğutuyor burayı. etrafında işlerine güçlerine yetişmeye çalışan tedirgin insanların olduğu bir boğaz; üzerindeki güneşin ve vapurların bütün güzelliklerine rağmen aceleci bir tavırla ya anadolu yakasını avrupaya ya da avrupa yakasını anadoluya bir an evvel aktarmanın telaşını yaşatıyor. adına şiirler, şarkılar, kitaplar hatta hayatlar yazılan bu kent, güzelliklerini bir vapur düdüğü ile yineliyor... beşiktaş sahilde; vapurundan inenlerin tam önünde ilk rastlaştıkları bir güvencin ölüsü özgürlüğün, keşmekeşin hatta bu kentin bir şehidi belkide... dönüp bakan bile olmuyor. birkaç yüznü ekşiten dışında. saatlerine defalarca bakıp, ipadlarını kulaklarına iyice yerleştirip deve ediyorlar yollarına. şimdi bir temizlik görevlisinin süpürdüğü kovada bizim güvercin... saatlerine bakanalrsa hala dolmuş için sırada... gidilmesi gereken yere yine daha erken varacak güvercin. kuş olmanın özgürlüğü uçmada değilmiş de...

uzun süre sonra karalandı.....

Resim
eveeeet uzun zaman oldu yazmayalı buralara... geldim diyemiyorum yine de ama yazmak istedim üstelik şu an da o kadar zor şartlar altında olmasına rağmen yazmam haftalar sonra büyük bir istek olmalı.. az evvel sağ el işaret parmağımı hatırı sayılır bir şekilde kestim efenim.. şöyle ki derinin bir ucundan tutup kaldırınca etle birlikte büyük bir kısım parça hareket ediyor ve altında olan bitenleri görebiliyorsun. bu kadar anlatmak yeterli sanırım neyse olayın özü şu sağ elimle yazmak biraz sıkıntı tek el gibi çalışıyorum şuan ancak normal yazıyı sol elle yazmam avantaj :) bunları niye anlattım bilmemekle birlikte bende günlerdir kendi bloguma gelip bakıp gidenlerdenim efenim. yaz aylarının vermiş olduğu rehavet olsa gerek içimden geçen hiçbir şeyi aktarmadım. ya da aktarılacak bişeyler hissetmedim. ama yazmayı istedim artık. içimden bişeyler atasım geldi buralara da.. askerden sonra garip bir yaz geçirdim hali hazırda hala da geçiriyorum. ben askerden geldim en yakın iki arkadaşımdan b...