Kayıtlar

Eylül, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gece....

Resim
evet yine dönüşler oldu.... geldik.. gitmiştik... kısa bir süre de olsa istanbulun dışına çıktık... on günlük bir antalya macerasında abimle birlikte iş maksadıyla gezip gelmiş olduk...işimizi hallettik ben göndüm... farkına vardım ki uzun süredir yazmıyorum... yazmadığım gibi gelip bakmıyorum... gerçi uızunca bir süre kapalıydı site erişememiştim ancak yine de aklımda kurduğum bikaç cümle dışında yaşamadım... bu sabah itibari ile özlediğim bilgisayarımla buluşunca karalamak geldi içimden... garip bir çelişki içindeyim yaşadıklarımda... hayatın bana vermediklerini düşündükçe elimdekileri tokat gibi yüzüme vurması güzel güzel törpülemekte sanırım beni... hiçbir zaman kabaran bir ego sahibi olmasam da yine istediklerinin olması gerekiyor hayatta bu kanıya vardım... nedenini hatırlamasam da... bazen duruyorsun böyle uzun uzun.. bakıyorsun sadece... gözlerinin hissizleştiği sulandığı hatta gözbebeklerinin görmemeyi öğrendiği halde bakıyorsun... öyle hayatlar öyle günler öyle yerler görüyor...

çare

...bir tek ölüme çare yok... ölümün çaresine gerek de yok zaten... ölümsüzlüğün tek çaresi ölmek değil mi zaten...

adalet....

hayat; bunu her zman sana göstermek zorunda olmasa da adildir.... sana karşı olan adilliğini görmek için orada olmamanı bekler kanımca... "uyku güzeldir.. uykuyu izleyebilmek için uykusuz kalmak lazımdır..."(bu söz tamamen hknsntr e ait olmaktadır ancak nietzche nin de çok yakın bir sözü varmış. yani bu itibar ile onunda adı yazılabilirmiş :) ) gecenin karanlığı çökünce, gelmiş olan bir sonbaharın huzurunu içinde hissetmek pahasına güzelsin yaşamak....
Resim
Taşlıyorum yalnızlığım Çarmıha geriyorum Yoluna diken seriyorum Ama yine kaçıyor elimden Ya yarılmış denize atlıyor Ya Tanrı göğüme ağıyor Ne yapsam Bir şekilde dünyama o hükmediyor 24.03.06

bu sabah sel var istanbulda....

Resim
efenim dün gece itibari ile yağmurun uzun uzun yağdığı ve benim ne kadr mutlu ve iyi hissettiğimi anlatan bir yazı yazrken yağmöur şiddetini iyice arttırmış ve muazzam bir şekilde yere inmekteydi.. iki gün önce dolmabahçede ilk şiddetli yağmurda çektiğim bu fotoğraftaki gibi mutluluk içimde halay çekiyordu... taa ki... gecenin ilerleyen saatleriydi ve hikmete bakın ki yazımı yayınlayamadım. birinci bitirmemde elektrik gitmişti ikincisinde de eleketrik gidip geliyordu yine ama nette sıkıntı vardı ve bende tam içime sinmemiş olcak ki taslak kaydettim ve yayınlamadım... önce biraz uyumuş ve ardından sahura kalkıp yağmurun hala devam ettiğini görünce balkondan kovayla suları atınca farkettim ki herşeyin fazlalıgında oldugu gibi bunda da biraz sıkıntı oluyor gibiydi.. nitekim sabah kalkıp haberleri izlediğimde istanbul başta olmak üzere trakya ve marmarada selin ilerlediği boyutlarıyla bilançolar çıknca karşıma afet olmuş olan yağmuru ne kadar sevdiğimle alakalı dünkü mutlu hissetimiş olmam...

çilek....

Resim
tabakta iki çilek... uçsuz bucaksız topraklardan, geniş tarlalardan sonra şimdi tabağımdalar önümde ikisi.... şanslı olan ben mi? yoksa onlar mı halkının en iyileri? onlar yalnızlığın birlikteliğinde kırmızı kırmızı birbirlerine sarılmışlar; aynı iki aşık çilek gibi... tabakta gözlerim... çilekler mi benim... ben mi çeleğim....

sinirli

adamın birini bi suçundan dolayı yakalamışlar efenim... başlamışlar dövmeye.... sırtından başlamışlar vurmaya adam "ah arkan ah arkam" diye bağırmaya başlamış... çevirmişler karnından başlamışlar vurmaya adam yine " ah arkam ah arkam..." demeye devam ediyorumuş... allah allah demişler devam etmişler vurmaya.... adam hala "ah arkam" demeye devam edince adamlar demişler "yahu ne oluyor be adam ; sırtından vurduk arkam dedin, karnına vurduk arkam dedin, linç ettik nerdeyse hala arkam diyorsun nedir...." adam; " arkam arkam diyorum çünkü arkam sağlam olsaydı bu kadar dövemezdiniz siz beni" demiş....

karışık bi yazı ....

Resim
şimdi şöyle bişey var ki akşamın ilerleyen saatleriyle birlikte güzel geçen bir akaşamın gecesindeyim belki hatta sabahına çeyrek kaldı... son günlerde haftaiçilerimi dolduran ingilizce kursumun bitiminden sora eve çakılı kaldım efenim. bugün öğleden sonraki saatlerde farkettim ki iki üç gündür evden hiç çıkmamışım.. bir iki balkondan bakınma felan. budur dünya ile bağlantım demekki... bu kaşam şunu farkettim ki son bahar denen mevsim süper bi mevsim benim için belkide... defalarca da yazdım aslında daha evvel son-bahar en sevdiğim mevsim diye... o kadar tezat olması büyük bi etken tabiki hem son hem bahar bi kere... üşümek büyük bir lütuf bizim için diye düşünmekteyim. o hahf titremenin ve o zindeliğin oluşu vücutlarımızda çok tatlı bir his... düşünsenize hafif bir rüzgar ama soğuk ağır ılık... üzerinizde ne kalın ne ince bişeyler var... saçlarınız dalgalanır yuzaklara bakarsınız içiniz bir titret şöyle... ıııııh dersiniz... ve bunun akabi hep gülümsemedir... nerden esti ne kadar bu ...

yağmuuuur :)

efenim buraya az çok gelip gitmiş zat ı muhteremler olarak sizler az çok yağmur ile olan münasebetimi bilirler.. bayılırım efenim... migreni olan birinin bu kadar yagmuru sevmesi abes olabilir ama seviyorum... grip bi huzur buluyorum yağmurda... hele ki bu sahurdan sonra bastıran o güzel yağmur yaz mevsiminin sanki bütün tozlarını süğpürüp gitti yıkadı sokaklarımızı ve zihinlerimizi... tazeledi tüm mevsimi... eylül çok kısa sürede cevap verdi ve yağmurla karşıladı hepimizi... bütün yazı yağışsız geçiren istanbul gibi bende açıkcası hasrettim kendisine... yağmur yağan kentlerin haberleri ve arkadaşlarımın burası serin yağmurlu demeleriyle iç çekerken "özlemişim beee" dedim bu sabah... hayıflşanıyorum ki sabah çıkıp biraz daha yürüseydim... yine o müptela migrenim tutmuştu ama hemde uykusuz olunca erteledim sarılmamızı yağmurla... şimdi yağıyor hala dışarda.... hoşgeldin....