Kayıtlar

Eylül, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ve işte o da gider....

Resim
adına çok söylemlerde bulunduğumuz, geldi diye sevindiğimiz, gider ayak üzüldüğümüz, ne çok sevdiğimiz, artık çok geç olduğumuz bir eylül ayının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız... yapımda ve yaşamada emeği geçen herkese yine büyük şükürlerle uğurluyoruz.... adına çok şeyler söyledik.. kah güldük, kah ağladık, kah (son günlerinde de olsa) hasta olduk evde yatakaldık ateşler içerisinde terim terim terledik öksürdük ve daha neler neler... :) eylül gitti amma ve lakin giderkende sevinçleri bıraktı alem i insana... hiçbir derdi tasası olmayan halkımızın günlerdir kendine dert edindiği; adının, ramazan mı, şeker mi, fakirlik mi, fıtır bayramı mı olduğu konusunda mutabakata varamadığı ama tartışarak bir sonuca bağlamayı vatan borcu bildiği BAYRAM sevinciyle gider oldu eylül... hasılı güle güle eylül... yaklaşık 11 ay sonra tekrar bekleriz... bizi unutma... bak sen gelince çok şeyler yazacak bu abiler ablalar sana :)))) herkesin RAMAZAN BAYRAMI nı mübarekliyorum efenim... hayırlı bayramlar....

fırtına da bi yolcu...

Resim
eveettt garip bi sabaha uyandım bugün.... geçtiğim günün heyecanlarımıydı bilmiyorum bunu böyle yapan... dünkü(26.09) fırtınada hatta fırtınanın her saniyesini yaşayarak gülse mi ağlasa mı yoksa üzülse mi sevinse mi konumunda kaldım uzun süre... buna şok diyenler de oluyor genel itibari ile. önümde uçuşan çatılar yanıma devrilen ağaçların eşliğinde ölüme ramak kala kala geldim evime ki eve giren elektrik kablosuna düşmüş bi ağaç karşıladı sokağın girişinde beni.... aslında hoş görüntülerde yok değildi hani... yeşil sarı yaprakların bütün sokağı halı ettiği ufak dal parçaları ve kurşun atılıyomuş gibi yağam yağmur zerreleri... fotoğraf makinemin olmadığına içerlediğim zamanlardan biriydi o karmaşanın yaşandığı anlar... bir bankanın önünde kalakaldım o sıralarda.. saat 14 suları ince kapişonlu bi giysinin altında şiddetle bastıran bi yağmur sırasında yolda yürümekteydim. akabinde bastıran rüzgardan belki binaların etkisiyle çok da etkilenmez iken ve bunu düşünüp niye kaçışıyor bu insanl...

bu da bir mim :)))

Resim
vakti zamanında okuduğum bi yazıdan etkilenerek yorum yapmıştım... saolsun arkadaş da benim o yazıyla alakı yorumlarım üzerine mimlemiş bulunmakta. konumuz o yazıda kadın olmakdı. benim mimim erkek olmak oldu tabiki :) ilişkilerde ben en azından kadın erkek ilişkisinde tarafların olduğunu düşünürüm. yani cinsler değil tarafların olduğunu. yanlış yapan taraf, az seven, dürüst olmayan, kötü yönleri ağır basan ve bunun tam tersi olan taraf. bunun cinsiyetine gelince işte orada hemcinslerim galiba biraz üstün sayı bakımından. erkelerde garip ama bu tarz durumlarda bi üstün olma psikolojisi vardır. kontrol etmek ister ilişkisini, ailesini, etrafını... bu genelde sıradan bi iktidar olayı değildir. ataerkil bi yaşayışın süregelmiş ve yüzyılımıza kadar dayanmış tutumudur sadece. nedenin bilemesem de diyeceğim ama nedeninin bu kötü hanedeki sayısal fazlalığımızın vermiş olduğu bi genelleme olacak ki erkek sevmez, bağlanmaz ve değer vermez olarak yargılanmaktadır. şunu kişisel tecrubelerimden ...

bu bir sobe :)

İsminiz? hakan Nerelisiniz? bulgaristan göçmeni bi ailenin istanbulda doğan ikinci üyesiyim.1984 yılına rastlar bu olay zannımca :) Yaşadığınız yer? istanbul Mesleğiniz? kalfayım efenim :) boş gezenle birlikte çalışıyoruz :)) işler de şu sralar baya yoğun:) aralıgın 10-15 ne kadar da böyle olcak sanırım... şaka şaka :) mühendismişim elimde bi kağıt verdiler mezun olunca üzerinde yazıyoi ( çaktırmayın hala inanmıyorum kendisine) düşünün işte bu ülkede ben mühendisi :) Hobileriniz? hobim yok benim :( Profilimde yazıyor .. biraz eksik Evli misiniz? zanımca hayır... bilgisayara bugünlerde bişeyler oluyo gerçi ama :) Haaaaaayır.... Kaç çocuğunuz var? Yok :) En sevdiğiniz yemek? bamya :) barbunya patlıcanlı yemekler makarna geneli ayırd etmem :D Sevdiğiniz müzik türü? rock, metal (türkçe olması sıkıntı değil :) )kısmen pop tsm ce halk müzgi ile etnik müzikleri çok severim Nerelere gitmek isersiniz? Önce Türkiye'de gitmek istediğim çok yer var. tamamı nerdeyse. peri bacaları ve iç anadol...

bi kitap, bir dizi ve bir his....

Resim
aslında bi amacı yok yazmaya başlamamın. yani güzel yada kötü bir sürü şey yolunda hayatımda. sanki aksi bi durumda yazılırmış gibi giriş yaptım ama aldırmayın siz bana.... benim amacım ertelemek galib; hayatı, yaşamayı, beni, aşkı...ertelemek... evet hiç sevmediğim bir huyum var ertelemek. bu yönümden kızgınlık duyuyorum ama bir türlü vazgeçemiyorum. hani hep önemli şeyler gecikir ya da yaşanması için öncesi heyecanla beklenen tatlı bir acıy verir ya . işte onun gibi bişey. halbuki mevlana " yarın yaparım deme; nice yarınlar geçti gitti" demiştir oysa... * " - bazen, bazıları çok uzakğındadır; yakın hissedersin. bazen de çok yakınındadır bu sefer de sen uzak hissedersin. bunu gibi bişey işte... - (...) ozaman önemli olan ne hissettiğimiz değil mi? " şunun farkındayım ki aşık olanların hayatları hiçbir evresinde ékesnilik" kazanmaz. yani aşıkların toplanıp kurduğu bir ülke olsa ve onlara ait özel bir dil keşfedilse eminim ki "kesin" kelimesine gerek ...

kalmak mı kolay, gitmek mi zor?

Resim
candan erçetin in "arada bir" şarkısını sanırım dinlemeyen yoktur, kağkar! çünkü hislerimize dokunur, düşündüklerimizi anlatır bir şarkıdır kendisi. "arada bir bir yanım, gitsem diyor uzağa..." dedikçe gözler dalarda gider giden varsa yakınımızda ufuğa, günbatımına ya da sıkılmışlığımıza. son yüzyılımızı sıkıntılar, yorulmalar, keşmekeşler yüzyılı olarak tasvir etmek biraz insaf dılşı olacaksa da, çoğumuzun sıkıntı hanesinin bol olduğu bir zaman dilimi olduğu aşikar. sıkılmışlıklar, hayalkırıklıkları, üzüntüler, sevinçler belki, dinlenme veya kaçma adı altında gitmeyi çağrıştırır beyinlerimizde. hayali canlandığında bile insanın içinin kıpır kıpır olduğu ve muhtemelki bu hayal kurulur, yani dalmış vaziyette karşıdan bize bakıldığında biraz mutluluk mayhoşluğu bile sezilir... insan bol bol sıkılır. hem kısa sürede hemde çok fazla şeyden olması kaçma isteklerinin yoğunlaşması için yeterlidir. evimizden, işten, okuldan, şehirden, rutinlikten, hareketten, yollardan, hav...

İKİ GÖZ ADACIK .....Issız Ada'da

Resim
Hayalin ıssız bir ada bana; Hep sormazlar mıydı? Ne alırdık acaba olsaydık orada? Üç şey diye kısatlanırdı sorularda, Ne alabilirimki yanıma, iki gözünden başka? .... 14:47 / 22.09.2008

modern mum ışığı

Resim
yağmur... hele de sahur vakti...yağmur hakkındaki fikirlerimi çok yazdım ( bide mozilla,chrome kullananlar bilir sağ ve sol sayfalardaki bloglarda da güzel güzel yazıldı) tekrarlayacak değilim ama yine de bi güzel... balkondan bile ıslatmak kafanı çok güzel helede hiç ışık olmayan sokakda... gece 2 suları başlayagelmiş sanırım ki çok üzgünüm bu gece migren illeti bırakmadı yakamı ki uyudum! :( niye girdim ben buraya? :) ha sahur :).... durgun bi gece muhteşem bi tempoyla girdi sahura. olaylı bi şekilde kalktım sahura bu gece :)) tedirgin ve korkuyla baktım bikaç saniye ve sonra peder beyimin çakmak ateşinin ışıgıyla eve girmeye çalışmasından kaynaklanan bu karmaşaşı anladım gülümseyerek. zat ı alisi, kıraathane denen; sözüm ona içindeki tek kıraat şskambil kağıtları ve üzerlerindeki harfler olsa gerek ha bide gazeteler var muhtemelen :)neyse... hasılı; çakmak ateşinin ışığıyla eve giren ve evde mum ve diğer aydınlatıcı envanterin bulunmasıyla panik geçicibi süre tedavülden kalktı :) as...

bir nevi varolma Deliliği.....

Resim
yazarını kimsenin bilmediği,karakterlerinin kimsenin umrunda olmadığı bir yoldur hayat. "silgisiz yazı yazmaksa" hayat kalemi sol göğsünüzün altında olmalı herzaman. ki bu yolu herkes yürür ve kimsenin farkına varılmaz, sonunda gerilere bakıldığında yaşanmışlığın. ondan sonra iki dize gelir akıllara kağkar orhan veli çevirisi; " ağlasam sesimi duyarmısınız mısralarımda? dokunabilirmisiniz gözyaşlarıma ellerinizle" diye... o zaman artık sizde biliyorsunuzdur bir yerin olduğunu. evet bir yer vardır ve orada kimse duymaz sizi, hayatın aksine. yani; ağlasam sesimi duymazsınız, çünkü ben sessiz ağlarım mısralarımda...kimse dokunmadı, dokunmasında ellerime; gözlerinden sonra... en sessiz anlarımı yaşıyorum haykırışlarımın. YAŞAMAK, sessizliğin gürültüsü kulaklarımda.en sessiz insanım şu anda, var olmanın kaygısında yazılarda... hissetmek, dokunmak, görmek, duymak ve daha birçoğu eylem sadece, içine gül sağlanmış bir sol göğüs altında... artık ne duyuyorum seni, ne de ağ...

hoşgelmiş....

Resim
evet eylül ayımızın ortasının geçmesiyle birlikte ilkokuldaki o mevsim takvimimiz işe koyuldu ve eline sazı alıp derki; "ey insan kardeş! baharın sonunu gönderdim; şimdi yolda...." ara mevsilere bayılan biri olarak en sevdiğim diyebileceğim son demleriyle bahar vuku bulmakta şuan zerrelerimze kadar dışarıda... hoşgelen, sefasını da eksik etmemekle birlikde zat-ı alimi sevinçlere gark eden şu mevsim gariptir, çoklarına göre; aksi zuhur eder bende. o derece ki hakkında bişeyler karalarken bile hislerimi öyle bir canlandırır ki, farsça ağırlıklı hisler uyandırıyor işte :) yağmurdan bahsettim ya kağkar! çok severim diye.. hele ki bu mevsimde... ağaçlarımızdan düşen o sarımtrak yaprakların altında ıslak sokaklar yok mu...hele toprağın suya vuslatı ki sorma gitsin....akabinde de hayallerin canlandığı buğulu gözlerimizde yine o güzel eylül ayının ( ki okul kokmayan :P )yarısını da alınca eline takvimimizden yılımızın 10. ayını şerefler sanki... eylül ayının başlarını çok severim. g...

zaman serüveninde....

Resim
yollar ve giden ben... bütün gece yağmurda ıslanırda insanın aklına shakespeare amcanın şiiri gelmez yüzünü gökyüzüne çevirince etrafta kafasında çantalarıyla hazırlıksız yakalanan insanları görünce yağmura... ardından hynogajadan here comes rain again dersek e artık kıvamdayız demektir hüzün için.... hem yağmurda ağlamak belli olmadığı için midir bilmem ama daha bi hoş olur gözleri insanın... güzel gülücüklerle bakınca etrafına deli olmak mmuhtemeldir (defaatle vurguluyorum ama öyle) insanlar için yine.... bir şeyi olduğundan ıslak ve sert göstermek çok zordur kanımca. bunun için saç jölesinin işi çok zordur. sanırım bundan pek uğramaz saçlarıma kendisi... ne ıslağım ne sert çünkü.
Resim
oyunlar da oyunlar şu büyük oyuncak sepeti hayatta.... öyle ki yolda yürüken bile etrafında milyonlarca tane meleğinle oynayan şeyleri hisseder tebessümle bakarsın etrafa... kimi zaman zor olanlar çıkar karşına ; hani bir oyunun zor durumda kaldığımız stresli anları vardır ya... batakda son eli alıp batmamak gibi, okeyde senden sonrakinin bitmesi, satrançta mat olma, futbolda penaltı,hayatta yürümek gibi.... bol bol olarak yaptığım şey olan bu eylem sanırım beni çok sevmiyor olacakki her defasında kendisiyle haşır neşir olunca yüzüme bişeyler vuruyor.. al bide burdan yak bakalım diyor... benimle çok iyi geçinemeyen bazı şeyler varsa da etrafımda bi o kadar sevenler var ki demek kolumsuz elimsiz kalınca sokak ortasında telefonu aldırdı elime de arattı birilerini.... hayat bazen yavaş çekim ilerler... ve genellikle senin o an ya da o ana yakın bi zamanda aklınızdan geçirdiklerinizi karşınıza çıkarınca yapar bunu... sen durursun etraf donmuş, sana doğru yürüyen bişey görürsün yavaş yavaş;...

Tarih mekanda nedir ki ?

Resim
Tarihin ne önemi var ki yaşanılan yer Sakarya olunca... Pazartesiydi kalktım,birazdan yatacağım Salı çoktan olmuş...Yürümek ençok beklemek halinde bir eylem geçerliliği kazanırmış yaşantılarda bunu öğrendim... Tarihin önemi yok, yer Sakarya ... Yaşım kaç bilmiyorum mevsim bahara yaklaşınca. Amaçların önemi yok; hayaller siyah beyaz olunca.Kafamız dumanlı,gönlümüzde yangın oldukça.... Belki ıslak kaldırım taşı adım; soy adım yok... Rumuz hayat. Tarih önemsiz...Mekan aynen Sakarya...Biz " insanmışız su misali kıvrım kıvrım, bir yanda akan benmişim; öbür yan malum..." necip fazıl misali hayat ÇİLE hesap cüzdanımda... Hayallerin tarihi olmaz yer Sakarya olunca... Hayalimde bir sen... yerin mekanın olmasa da... HKNSNTR 07.03.06 / 00:56

sürpriz....:)

Resim
bir durak ötede bıraktım senle ilgili hayallerimi.kimsenin umursamadığı soluğu kesilmiş aşkımı...nadasa bıraktığım mantığım öylece avuçlarımda...çok sevdiğim duygularım ise iliklerimden çakılmiş gibi bilmediğim şehirlerde .veseninle birliktebelki başka bir kalbin içine... imkansızın peşinde... benmki bir mutluluk oyunu ...inanma bana aklım halaa gözlerinin çağlasında... unuttum dedğim çehrenin yansımalarının izinde... hayatımın son gün doğumundaydı ...aşkı bıraktım dedim bir cami avlusuna halbuki duam kadar gerçek inancımın bedeli kadar gri sen vardın öylece karsımda... edit :: @@ ıpkı süpriz yumurta tadında...beklemedğim bir anda duygularım sarı satırlar arasına kurulmuş,sefasını sürüyor tercuman olduğu gönüllerin hoşluğunda ... : ) Değerimin emanet etmeye değer bulduğu kelimelerim emin ellerde.... : )( : @@ seda @@ (Sevdadandır dedi annem.... :) )

kapkaraşık !!!!

Resim
az önce hayatımı ikiye ayırdım. gözüm açıkken ve kapanınca... farklı yaşıyorum elbette iki dünyamda da; aslında hepsini yaşıyorum gördüklerimin, müzik açıkken düşünüyorum, içeride uyguluyorum. kafamı kaldırıyorum.. bir ve karışık üstü... ve bir oda karışık heryeri; içinde bir ayna, karışık içindeki! hayat farklı soruyor herkese genellerini; sınıyor beni, beni bana dinletiyor. beni sana yazdırıyor; kendimi bulduruyor....

low man's lyric....

Resim
evet işte bu... metallicanın beni her zaman alan götüren günde onlarca kez dinlesem de herhangi bi duygu azalmasına neden ve mahal vermeyen bilakis artması ve dinlenme isteğini arttıran o eşssiz ritim.... nasıl söyler, nasıl inler ya insan... bir şarkı bir insana neler yapabilir? sorusunun en şiddetli cevabını bunu dinlerken veririrm... ciddi bi şekilde içine girmek gibi bişey o müziğin... keşke bazı şeyler kelimelerle tarif edilseydi de şu an o kelimelerin birkaçını kullansa idim... zira; "but i lie, lie straight to the mirror the one i've broken, to match my face kismi ile nasil bir ruh halidir kendine ve dunyaya nasil bir bakistir diye dusunduren, dibe vurulan gecelerde sabaha kadar tekrar tekrar dinlenesi sarki"(ekşisözlük) yorumu beni tam manasıyla alırken kapsamına... hani bazen bişey olur yolun ortasında zaman durmuştur sanki sadece sen devam eder ve yavaştan bakarsın ya herşeye... hayat senin devamındadır sanki... işte bu şarkı ne zaman kulağımda ise en az bikaç d...

yürümek...yürürken düşündürmek...

Resim
genelde bunu mizahçılarımız güldürürken yaptıkları hakkında iddiaları olsada cem yılmaz vari düşünüyor ve gülerken icat yapılamayacağı için yür ürken aynı şeyin olmasının daha doğal ve olası olduğu konusunda fikre sahibim şu sıralar... zaten ne fikirlere sahip değilim şu sıralar... güzel ve güneşli bir pazar sabahı kapımızın önündeki ceviz ağacının hasatını yapmakla başlar... ardından bi önceki gece verilen söz yerine getirilmek üzere beşiktaş iskelesine yola çıkılır karşı kıtadan değer verilen bi arkadaş gelmektedir nitekim... dertleşilip, konuşulup güzel sohbet edilmek üzere sözleşilmiştir ve gereği neyse yapılacaktır.. yapıldı da sanırım. memnun olduk ikimizde nihayete erdiğinde gün. uzun uzun kilometrelerce boğaz şeridi yüründü bugün. güzel ve hoş bir güneşin altında insana serinliğin son demlerine kadar yaşanılası geldiren bir tavrıyla geçiyor üzerimiziden rüzigar...istanbulun neden istanbul olduğuna dair çeşitli cevaplarım var ancak bugün kü o müthiş manzara ve sohbet gözlerimin ...

bir rüya bir kişi ve bir tanımlanamayan duygu...

Resim
çok garip bir şekilde uyandım bu sabah... uzun zamandır sabahları uyanmıyordum aslına bakarsan. resmen ecel terleri dökerek uyandın bu sabah. hala etkisi üzerimde bi rüya gördüm sahurdan sonraki bölümünde uykumun. herkes gördüğü rüyadan çok etkilenir ancak bende bu biraz daha şiddetlidir arkadaşlarım arasındaki tepkilerden biliyorum. öyle ki defalarca aynı rüyaları görmekde bir işaret sanırım buna. ilk kez gördüğüm bi yerde ikinci kez bulunmuş hissini hissettim önce. sonra biran önce oradan gitmeyi istedim ve izin verilmedi. sevildiğimi hissettiğim ancak benim için önemli olan ve kötü olmamı sağlayan kişi yüzünden orada kalmak istemediğim ve tamamen terlediğim ve üzüntüden mideme kıramplar girdiği bir yerdi. uyandığıma dahi inanamadım zira televizyonu daha önce hiç görmemiş de ilk kez evindeymiş gibi sabahın köründe koşarak açmamdan anlaşılacağı üzere uykudan ve uyuduğum yerden kaçışımın eseri ve korkumun pespaye yüzümdeki izleri. hani film sahneerinde olur ya birden açarsınız gözlerin...

ramazannn

işte o günler... yine güzel günler.... ramazan geldi. yüce islam dininin mübarek saydığı üç büyük ayın en şereflisi denilen ve islamiyet aleminin güzellikler, barış, sevgi ve toplumsal kaynaşma adına çok şeyler beklediği bir ay ramazan. dinsel boyutu metafizik tarafları bir yana bırakılsa dahi (ki bırakılmamalı asıl oradan tutulmalıdır) varlığı sokakların o günlerde bir hoş oluşundan bellidir genelde. yaşım "ahh o eski ramazanlar" denilebilecek seviyede değil ancak bütün yaşlıların ağız birliği etmişçesine andıkları o meşhur eski ramazanların merakı içinde onlara göre daha az canlı olan bu ramazanlarda bile insan güzel hislere bürünüp güzel yaşamasını sanki biliyorda bu kısa zamana saklıyor izdenimi verir bana hep. öyle ya ramazan ayında daha bi hoş görülüdür mahalle esnafı, daha güzel programlar için itina verilir kısmende olsa tv denilen uyuşturucuya hatta ve hatta inanmazsınız belki ama insan kendine bile dikkat eder zaman zaman bu ay içinde. sanki sadece bu aya özelmiş gi...