yürümek...yürürken düşündürmek...


genelde bunu mizahçılarımız güldürürken yaptıkları hakkında iddiaları olsada cem yılmaz vari düşünüyor ve gülerken icat yapılamayacağı için yürürken aynı şeyin olmasının daha doğal ve olası olduğu konusunda fikre sahibim şu sıralar...

zaten ne fikirlere sahip değilim şu sıralar...
güzel ve güneşli bir pazar sabahı kapımızın önündeki ceviz ağacının hasatını yapmakla başlar... ardından bi önceki gece verilen söz yerine getirilmek üzere beşiktaş iskelesine yola çıkılır karşı kıtadan değer verilen bi arkadaş gelmektedir nitekim... dertleşilip, konuşulup güzel sohbet edilmek üzere sözleşilmiştir ve gereği neyse yapılacaktır.. yapıldı da sanırım. memnun olduk ikimizde nihayete erdiğinde gün.

uzun uzun kilometrelerce boğaz şeridi yüründü bugün. güzel ve hoş bir güneşin altında insana serinliğin son demlerine kadar yaşanılası geldiren bir tavrıyla geçiyor üzerimiziden rüzigar...istanbulun neden istanbul olduğuna dair çeşitli cevaplarım var ancak bugün kü o müthiş manzara ve sohbet gözlerimin önüne sermede yine.

dedim ya güzel başladı gün. güzelde devam etti güzel de bitmeliydi.....neden peki? yani güzel başladı evet güzel gitti evet. çok eğlendik, güldük, hoşbet ettik , hani eskiler derler ya iki lafın belini kırdık o halde yani... herşeyden bahsettik...birbimizden bile... evet evet birbirimizden bile.... genelde az olur oldu günümüzün kişilerinde bu. geçmişinde kalan biri olarak buna da sımsıkı sarılmış olsam da birbirimiz kısmına girebilmek için en az ikinci bi tekil şahsa ihtiyaç duyulurdu nitekim.... bugün bulundu....

mutlumuyum, sevinçli mi yoksa yorgun mu? bilmiyorum... düşünceliyim ama kesin bu... bi otobüsün canımdan bakarken düşünmek gibisi yoktur.. martılarla sohbet edip etrafını ürkütmek gibisi de.... insanlar neden korkar biz deliyiz diye... ki değilim kanımca ama yine şüphelerim olmuyor değil akıllı dayatılmış rutinden hayatımda bakınca...yok yok sanırım deli değilim....

mutluyum sadece mutluyum... fazladan bi dinlemelerim var seni o kadar.. sen dersin bana ne düşünüyo bu martı diye genelde... ondan konuşurum ya onunla... nasılda gülersin değil mi bi köşede arkamdan bakınca o halimize insanlarla bize...

gülüyorum şu an kendime... bunları niye yazdım diye... ne bi çiçek yetiştirmemişliğim var ağaç tadında hayatta,ne bi shakespear şiiri okumamışlığım orhan veli tadında , ne de bakmamak hayata hayran hayran bencil olmamak adına... niye mutluyum acaba? .....

Yorumlar

e.d dedi ki…
BLOGA HER BAKIŞIMDA AKLIMA GELEN BİR ŞİİR VAR...YAŞAMAK'TAN KAYNAKLI...ŞÖYLE Kİ;


'yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek'.
dediği gibi şairin;
o telaşla, bırakın paris yolunda ılık
rüzgârlara taratmayı saçlarımızı
sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile
edemedik biz...

gözümüz saatte söyleştik hep,
koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.

hep yetişilecek bir yerler vardı
aranacak adamlar, yapacak işler...
bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin tersine bulaştı;
başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

kör karanlıkta çalar saat sesi yerine;
kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
ha babam erteledik.
20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,
30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...
lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size,
artık uyku girmez oluyor gözlerinize...

doyasıya söyleşmek,
telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda,
söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor
yanınızda...
özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;
vakti gelip sandıktan çıkardığınızda,
bir de bakıyorsunuz ki,
tedavülden kalkmış.

Orhan Veli
diamandi dedi ki…
çok teşekkür ettim e.d :) bu şiir takdir ve tahmin edersin benim için de çok önemli bi şiir ama bu yazımda aklıma gelmemişti hiç iyi oldu anımsattıgın.. hisler hoş olunca hissetmenin tadı da bi başka... teşekkür ettim :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

16...

iyi ki doğdum :)))

"adam" lık