Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

on gün sonra...

Resim
artık her sabah traş oluyorum. dişlerimi düzenli olarak fırçalıyorum. ankara da artık insanlarla da konuşuyorum, iletişim kuruyorum. korkmuyorsun değil mi, sana esaretimin azalmasından? karma eylemi eziyetim! yemekleri de düzenli yiyorum. inanmayacaksın ama, artık düzenli de uyuyorum. yani tam anlamıyla düzene giriyorum, düzenliyim... inanmıyorsun biliyorum. düzenli olarak; olmayışını özlüyorum. hüznüm bile düzenli artık. sürekli bekliyorum... nerdeyse bir yılı olacak bizsizliğimin. niyesini soramıyorum..... hknsntr 29.12.08

nisan 6-7-8.09

Resim
(askerden Kağkar a ...) ... yağmur şiddetli olsa da, hava; serinin ötesinde olsa da, ben; sıkılmanın ötesinde patlamak üzere olsam da, güzel şeyler yok değil... ... dışarı her çıktığımda yürüdüğüm yolun züerindeki ağaçların kokuları ile çok hoş bir hal alıyorum bugünlerde. yağmurun bereketli elleriyle beslediği yollarda toprak ile karışan, o, yağmur sonrası serin havanın kokusu... tarifi mümkün olmayan hisler vuku ettiriyor bende. askere geldiğim günden beri kendime bişeyler katamamış olduğumu düşünüyorum. bakıyorum da, hayatımda kendimi yetersiz gördüğüm zamanlar artmaya başlıyor... ... kaybettiğim insanları hayatımda önemli yerler koyup, biraz daha kaybetmekten vazgeçmeliyim sanırım. tutturdum bir yalnızlık gidiyorum... benden ayrılan insanlar aslına kalırsa; benim zamanında düşünüp de yapmadığım şeyleri bana karşı yaptıkları için bende değerleri arttı. sanırım bunu sığdıramadım içime.bundan, bütün bu kayıp halim. suç varsa, yine benim yani. hak etmek değil; ancak, zamansız davranıp,...

meloDiRAM

Resim
şarkılar geliyor aklıma; sözlerini bilmediğim melodiler.... hepsinin tek bir ortak noktası var; hiçbiri gözlerine söylenmeyecek..... 01.02.09

yılmaz erdoğan gecesi....

pencere pencerem boş bahçesine bakar gri bir lisenin içimde servislere dağılır çocuklar ve yürüyerek bitirir okulu küçük esnafın çilli çocukları pencerem on yıl öncesine bakar müfredat dışı sevmeler içindir lise yılları veya kötü şarkılar ne zaman ıslak bir aşk düşünsem içime saçların düşer bir iç’e bir saç nasıl düşer bilmem bilsem zaten şiir yazmam açık konuşma benimle penceredeyim ağzında gevele sözcükleri söz sanatlarından devşir gülmelerini yalnızım, cenderedeyim… pencerem ağzıma bakar ne zaman karlı bir akşam düşünsem içime kırağın düşer bir iç’e bir kırağı nasıl düşer bilmem bilsem zaten şiir yazmam suda yürüyebiliyordum bir aralık her faninin kendi mucizesi vardır kendini şaşırtır en azından, herkes biraz elçisidir tanrının ne zaman ölümcül bir aşk düşünsem içime allahın düşer bir iç’e bir allah nasıl düşer bilmem bilsem zaten şiir yazmam" içimden geldi nadir bi alıntı olsun bu da.... çok severim bu şiiri.. bir dizesini görünce bir not defreimin çay lekesiyle kalmış bir sa...

yurdumun cdcileri :)))

korsan cd dvd satan elemanların orjinallikten kasıtları ya da anladıkları zannımca cdnin kapağına yani poşete takılan film resmiyle içindeki cdnin içeriğinin tutması herhalde :))) genel ititbari ile tutmadığı için bu "ayrıntı" bile orjinallik demek gerekir :) yoksa film bildiğin sinema çekimidir yani :) insancıklarım yaaa.....

dönence....

Resim
bir gece... beklerken geçmesini zamanın, aklının en ücra köşelerinde, geçen bütün hislerin ve düşüncelerinle yoğunlaşıp hayaline; beklenilenin sabah karşında olmayacağını anlayınca hüzülenip, ah vah edip hırpalıyorsan kalbini platonik bir hayatın en derin kuyularından birinde; kendini kaybetmiş, bilakis kaybolmuş beyninin girdaplarında bakarken bir cam kenarında buldum kendimi. gözleri; yarısı yola bakan, yarısında silik bir şekilde seni gösteren, hafif loş bir salonda o camdan bakarken yolda akıp giden hayata değilde camda silik yansımana bakarken hissedersin ağladığını, kimseler göremezken. aslında aşık olmanın bir yalnız kalış olduğunu ve herhangi bir birlikteliğin hiçbir zaman bir aşk olamayacağını.... bütün anlamsızlıkların anlamını bulduğun, aslında düşünürken bile "o" olduğun, hiç bırakıp, hiçe bırakılıp kalmanın bir yakınlık oluşunu. gecenin birinde, yıllar evvelden gelen bir hatır seni götürecekse geçmişe ve hala ağlatacaksa gelmemiş günlere, ağlarken aslında bu dur...
Resim
ayışığındadır sana duyulan özlem... hasretin zehir gibidir kanımda.... ne bir beyaz kağıtta sana bakarım; ne de sen, yerin seni çektiği kadar ağırsın... ve ben ne yılmaz erdoğan ne de can yücelim; ama sana aşığım. yazamam belki onlar gibi ama yazarım. gülemem belki doyasıya ama sana ağlarım.....

susam rengi mavi.....

Resim
bir simit yemenin en güzel tarafı; bir vapurun içinden martılara atılma olasılığınmı en yakın hissettirip, tadabileceğin en sade duygu gibi hissedilmesi olur. hele ki o an vapura binilebilecek bir şehirde değil isen; özlemle karışık bakakalmak oldukça gri bir gökyüzüne masmavi diye... maviye hissedilmiş bir rüya gibi yok hala! "susama bakarken bir cam kenarında..."

karaladıklarım askerden......

Resim
nedenini bilmediğim düşler biriktiriyorum sana. sonuçlarını hiç hatırmadığım rüyalar... neden seni hatırladığıma dair hiçbir fikrim olmasa da acı bir mutluluk veriyor bu bana. düşüncelerimde hızla hareket eden bir hayal olarak yaşıyorsun hala bende... karşılığını alamayacağım konuşmalar yapıyorum sana. cevaplarını alamayacağım sorularım var hala. bir aşk, bir ben ve hiçe sayılmış bir kalbim ile gece ya da gündüz olmasının önemli olmadığı bir yerde; sessizliğimin bütün hışmı ve çığlığı ile haykırarak aynada, hala bende kalan gözlerine, gözbebeklerimde resminle, bitmiş bir halde ağlayacak kadar bile umudum olmadığı için bakarken bir surete "GEL" demek için çok beklemiş; "KAL" diyebilmek için dualar etmiş bir ben ile bekliyorum seni. uzaktan beni seyreden annemin, halime döktüğü gözyaşları kadar değerlisin bende... bana bunları bırakacak kadar zalim olmuş olsan bile. bir ülkenin başkentinde tümüyle yeşil bir kıyafetin içinde, bir ranzada bakabiliyorsam sana hala, kendi...

O şimdi SİVİL.....

aman allahım..... ne desem nasıl anlatsam.... evimdeyim.... kendi bilgisayarımdan yazıyorum.... inanılacak gibi değil..... eveeettt 14 aralık 2008 günü başlayan macera 17 mayıs saat 09.15 itibari ile bitti.... arada geçen her günün şafak diye sayılışı.. türlü türlü sevinçlerin yaşanması ile biten şu hasret günleri... özlediğin herşeye geri dönünce bi eblehlik yaşıyorsun kesinlikle. sessizce bakarken bugün boğaza şunu anlıyorsun ki hasretim sana istanbulum.... aşığım demek ne kelime ben senmişim istanbulum.... ne denir neler anlatılır bilinmez ancak askere giden gelen herkesin anlattıklarını bilfiil yaşayan biri olarak yinelemeyeceğim.. ama bazı bünleri sarsıyor sanırım :)) şafak muhabbetleri askerliğin bel kemiğidir. uzun dönem askerlik yapanların hepsi sana " ya çavuş sende askerlik mi yapıyon. 5 ay bişey.. ben senin gibi üç tane yapıyom" demeleriyle şekillenen sohbetlerin arasından sıyrılıp nerdeyim didiğin zamanlar oluyor... şafak "karanlık" ile başladı önce aske...

yeni başlayan müsvedde.....

hani yıllar geçmemiş olsa..... hani ben bir ilkokul öğrencisi olsam hala.... yeni öğreniyor olsam okumayı yazmayı.. harflerim olsa sevdiğim... yazdıklarım sadece harflerden ibaret olsa.... hiçbir kelimem bir hatıram olmasa da yazamasam... hiçbir şeyi özlemiyor olsam... özlesem bile anlatamıyor olsam. kağıt ve kaleme yeni aşık olmaya başlasam... bütün defterlerimin kenarları kırışık olsa yeniden. onları düzeltmek için ya da düzgün olması için bi çabam olmasa. defterlerimin kenarları düzeldikçe yüzüme yansımıyor olsa kırışıklıklar oysa..... keşke insan müsvettesi olarak yaşamasm bu sayfalarda.....