Kayıtlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bayram....

bayram bayram dedikleri; herkesin normal gün içinden daha şık ve yeni elbiselerini giyerek evde oturmasıymış.... iyi bayramlar... eski bayramlar değil özlediklerimiz... bayramın eskitilmesi içimizi burkan.... birde çok gereksiz bunaltan mesajlar....

ilk bahar kasımda bir başka....

Resim
kaybolmak nasıl bişey kağkar? yaşayarak öğrenilecek, önemli derecede hissiz bir olaymış... görülesi hayatın... elde bir resim.... resimde gülen yüzler, her resim gibi... bir balonu tutan, olabildiğince içten bir gülümseme ile yüzünde bir çocuk... o çocuğu tutan iki güçlü ve yorgun el... bir resim... elde tutularak içine bakılan bir hayal... gülen yüzünde saklı yaşlı gözler... "ne günlerdi..." denilerek çekilen bir burun gibi doğal... toz kaçan gözlerin temizlenmesi bu yaşlar sanırım... resimdeki çocuk büyüyor... okula gidiyor, okuyor, okudukça büyüyor... birey oluyor genç oluyor, zaman olup kola takılıyor... takı olup kalbe gidiyor... nefes olup içe çekiliyor, neşe olup, gülümseme olup asılıyor... gül olup koparılıyor.... sevgiliye ilan ı aşkı oluyor bir gencin... aşık simgesi iken kendisi oluyor... kokusu kokuyor... karanlık bir odada yaşamak kadar kalabalık düşleri.... neye baksa birikenleri görüyor... bitmiş bir soda şişesi, külleri saçılmış sigara ve bakıp d...

hayal (ET) Kuran.... gecede

Resim
tozlanmıştı KAĞKAR!.... eski bir film, eski bir klip sahnesi gibi üfleyerek elleriyle sildi tozunu... toz kokan, nemlenmiş sayfalarında gezdi, kurşun kalemin izlerinde kalan gözleriyle.... askerliğinde tuttuğu güncelerinin ve yazıların not defteriydi bu. gözü gördükçe katlanan gönlünde sızılar oluşuyordu...cam kenarında kendi izdüşümüyle seyrettiği İstanbul-Ankara karayolu geldi gözünün önüne, bu sisli istanbul akşamında... bişeyler oluyor istanbula... yine kasım ayında... sisli ve içini titreten gecenin sıcaklığıyla yürüdü yollarda titreyerek... binlercesini yaşadığı hislerin oluşturduğu bir yükle sırtında.... "insan en çok ne zaman ağır hisseder kendini?" diye sordu kendine... "hayalleri sırtında birikince" dedi içindekine... tek başınalığının tadını doyasıya çıkardığı son gecelerinde, düşünür olmuştu sesizliğini... uzak kalışlarını, etrafına... ezgiler yankılanıyor kulaklarında... hayaller hala gözlerinde... tüm bu sanallıklar alıp götürüyordu onu için...

bülbülüm altın kafeste

Resim
geriye dönüşe dair tüm yanılsamalarım birer birer çıkıyor bedenimin ücralarından...  işyerinde başka, evde farklı, yollarda apayrı çalışan bir fikir hayatımla beraberim her saniye... herkes için aynı belki ama ben kendimle mükellefim gibi.... her koyunun bacağıyla ilgili kokunun herkesi rahatsız etmesi durumu kıssadan hisse hayatta.... "bülbülüm altın kafeste" diyen bir ezgi alttan alttan.... "ben sana aldanamam yarim, ben sana aldanamam...." zorlanıyor insan geri dönüşlerinde benimsemeyi... zaten olmayan alışkanlıklarıyla.... düşündüklerliyle giden biri için hatıralarıyla geri gelemk zor... kabul etmek kendisini.... haykırışlarında kalan tek bir cümle ile..... KAĞKAR!!!!

kasım hoşgel......

birşeyler yaptığını sandığın bir sürü zaman geçirme şeklinin içinde aldanıp kendini hayata kaptırmışken birden bir anın değeriyle uyanıp hatırladığında o tarifin içinde olması gereken mutlak kelime "amaçsızlanmak"tır geriye... yine bir kasım ayı.. yine amaçsızca bakıyorum güneşli günde titreyerek güneşe.......