yaşamak

Bir elif gibi yalnızım... ne esrem var ne ötrem... ne beni durduran bir cezmim, ne bana ben katan bir şeddem var... ne elimi tutan bir harf, ne anlam katan bir harekem... kalakaldım sayfalar ortasında... bir okuyan bekledim, bir hıfz eden belki... gölgesini istedim bir dostun, med gibi... sızım elif sızısı.....

29 Kasım 2009 Pazar

UMUT.....ÜMİT

akşamın eğlenceli bir saati. geceye yakın ruhlar gibi geziniyor insanlar ve aralarında bir Hakan meydanında bir şehrin...

akşamın kime göre eğlenceli olduğu belli olmayan, hatta kimilerine göre eğlenceden çok işkence saatleri olan, ayak seslerinin daha yeni duyulmaya başlandığı sokaklarda...

adı belki de UMUT... yaşı 11-14 arasında....

elinde siyah (ki bahtı gibi)  kocaman bir torba... içinde kağıt mendil paketleri.. tezat o ki mendiller beyaz o siyah torbada...

adı belki de ÜMİT...

yarınlar aslında çok uzak değil ümidiyle yaşayan, bedeni çocuk ama yüreği kimbilir kaç devrim geçirdi hemde ideolojik olmayan.
iki, şehrin üniversitelisi kız.. kol kola giderken o saatlerde caddede, aksi yönünde maganda ordusunu bile medeni bırakabiliecek bir grupla karşılaşöadan duydukları son ses belki de "abla be bi selpak be abla..."

çocuk esmer. talihinin rengi teninden poşetine aksetmiş Ümitli Umudun her durumda...

hırçın bir hareketle çekiliyor UMUT ters yöne. maganda ordusunda artık ÜMİT 'i. ama nafile, bunlar o iki kıza akıllarınca hava, ÜMİT ime fors sattılar olmayan akıllarınca.
ÜMİT e bişey söyledi biri içlerinden. sonra yüksek sesle " koş ablan seni çağırıyor galiba..."

ÜMİT in dünyası çok küçük, o anda başına yıkılsa; rüzgar değdi sanar saçlarına.. gözlerinde ÜMİTin iki berrak damla; " ne olur abi alay etme bidaha..."
alay edersin tabi tabağında çorban oldukça. ÜMİT in başına, hayalleri geniş, UMUT u pek bir dünya yıkılıyor oysa. ruhu bedeninde o kadar yaşlanmış ki, < ölmek asıl doğmak > sandı o anda...yaslandı bir çöp kutusuna...

ogün gelecek be abi. yanaklarında tüm saflığıyla iki berrak damla dans edercesine, hüzünlü bir musiki gibi eşsiz, yıkılmış bir hayal gibi çaresiz, yarım kalmış bir UMUT kadar ÜMİTli. Sonuçta damlalar berrak hala...
Ağlayamaz ÜMİT im, akşamın en eğlenceli saatlerinde. onun kardeşine bir selpak; garanti demek. bu eğlenceli akşamdan yarına bir ekmek daha garantisi... bu, ışıldayan iki berrak gözün, kendinden daha berrak damlalarının aktığında uzaklarda kayan bir yıldız gibi UMUT larda...

sonuçta selpak; beyaz hala! torba siyah kalsa da....

11.03.2006  çark / sakarya...

28 Kasım 2009 Cumartesi

iyi ki doğdum :)))

yaşlandın be kağkar :)))
hemen akıllarda;
"iyi ki doğdum.. gördün mü 25 oldum :))))kalamam hayatın köşesinde derdim ama :))" neyse.... hasılı 28.11.1984 yılında veledin b iri çok lazımmış gibi bakırköy de ağlamış... soğuk olduğunu düşündüğüm bir kasım sonunda sabaha karşı gelmişim ahanda buralara...gel zaman git zaman yılların içinde neden hala burda olduğunu anlayamadı...


şimdi doğduk ettik evet... şaşkın şaşkın bakınırken etrafıma daha üç günlük velet iken resmimi bile çekmişler...halimdende anlaşılcağı gibi....benimne işim var lan bodrumda repliği 1984 yılında tarafıma aittir :)))

ahanda bu resimdeki sarı veled de bendenizdir :)) neydik ne olduk efenim :)))

27 Kasım 2009 Cuma

ah niçe vah niçe...

niçe ağladığında neler olmuş bilirsiniz...bende öğrenmek üzere yola çıktım.. hani şöyle bir durum vardır ya.."başucu ya da elinden bırakamama".. aynen o durum... tavsiye olsun bir hastanın nasıl hasta bir doktorun nasıl doktor olduğunu anlayabilmenin en etkili yolundan biri.. kendine güvenen sorgulamaktan çekinmeyenlere yoldaştır....

'yinede en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer biliyorum'
"ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum"
"evlilik bağını koparmanız onun sizi koparmasından daha iyidir !!"

vs vs...

22 Kasım 2009 Pazar

sis

bugün hayatımda yürüdüm az önce.... sis çöreklenmiş istanbula.... göz gözü görmüyor.... beş metre sonran meçhul....

hiç hayatınıza benzettiğin bir yolda yürüdün mü kağkar? sisli ve atacağın on adımdan sonrasını kestirmek imkansız...

istanbulun biraz daha sesiz olmasını diledim oysa her adımda... köpeklerin havlamaları arasından ürkek bakışlarla geçerken hayatına giren girmiş girebilecek bütün insanları düşünürken... neden birileriyle görüşüyor olmalısın? sorularıı arasından çıktım....


sıkılmış veya sıkılacak bütün eller gibi meraklıydım oysa sana.... garip bir gece... sisli bir gecede o buharı koklayarak içime çekerken fazlasından olacakk öksürürken geldi aklıma çizgilerim... duvarlarına resim çizilmiş bir ev gibiyim...

soğuk bir yürüyüşün içinden yanarak geçen bedenim gibi ani soğuma ile şok geçiren bütün duygularım gibi hissiz şu an gözlerim...

insalar üzerinde etkilerin açısından hayatsal sorgulamalar içinde ilişkilerin ve ilişkilerin arasında ve içinde sen yatarken kendini bunlardan ayrı bişey gibi düşünüp böyle davranmak acı veren hatta acımı besleyen aortum...

dedim ya tanıdıgın insanlarla neden iletişim kurmalıyım? yada kurmadığım ilişki için vicdan denen zindanda kaç yıl yatarım... umursuzluğunda hüküm süren bütün düşüncelerinin kahramanı olarak sen oskarını kimden alasınki bu sahnede...

bütün kötü alışkanlıklardan tadasım var bu gece....

18 Kasım 2009 Çarşamba

kimseye iyilik yapmayacaksın... iyi olmayacaksın... olmamaılısın da.....

15 Kasım 2009 Pazar

hesaplar hesaplar....



hani denir ya şimdi istanbulda olmak vardı diye..... ne zaman bir çocuk düşünsem istanbul gelir aklıma...şimdi istanbuldayım oysa....

otobüs tramvay veya envai çeşit ulaşım aracında karşı karşıya oturduğunuz insanların neden sizin karşınızda oturduğunu düşündünüz mü hiç? ya da siz niye onun karşısına oturursunuz? yolda yol arkadaşı olduğnuz bu kişilerle karşılaşmanızın sebebi ne?



yürürken veya veya düşünürken aklınıza gelen oradan buradan hayaller fikirler ve anılarımızın sırasını kim tayin ediyor? niye bu kadar hızlı düşünüyoruz? saniyeler içinde çocukluğumuzun herhangi bir gününü anımsarken neden peşinde liseden bir anınız geliyor?

neden yazıyorum ki ?....

sorularım bol birgünden merhaba....güzel geçen  alesin ardından.....

12 Kasım 2009 Perşembe

rüzgar şimşek yine bu gece.....


aniden elektrik de kesili vermişti... kendisini hayata bağladıgını düşündüğü pc nin başında boş karanlık ve sessiz kalmıştı...biraz bekledi ki göz bebekleri büyüsün girebilsindi bişeyleri.... ilk beliren bir şimşek oldu yağmur damlalı pencerenin camında... içi bi hoş olmuştu korku filmlerinden sahneler gibiydi işte herşey taa kendisine kadar....

hayat işte ilgilenmiyor fırtınalarımızla. o sadece deryaları rota etti kıyılarımıza... alabora olmadım ama tüm yelkenlerim kırıldı, tufanda. ya gel yelkenim ol, savrulan bedenime, ya da git fırtınada karayel rüzgarlara...

ama gel.. rüzgar olsan da gel. zaten yelken olmazsan anlamı kalmaz tufanda. çünkü deniz, ıslanmaz yağmurda.....
ama sırılsıklam eder rüzgarda....

4. yılı dedemin gidişinin.........

11 Kasım 2009 Çarşamba

güçsüz....

"düğüm düğüm boğazım....
şişmiş iki göz... çok mu bakıyorum.... bakmaktan şişirdim sanırım...

ağlmak istiyorum... sanırım istediğimi alıyorum... "

derdi geceleri.....

09 Kasım 2009 Pazartesi

güneşli güzel istanbulda....


bağla geceyi kaçmasın karanlıklar dedi içimdeki....
garip garip sorgular oldu artık hayatı... ışıkları cebinde bir gündeydi...


aşk! tek kişilik yalnızlık çoğu zaman. sen; ben kişisinin öznesi ol her zaman....üç noktayla biten her cümleme.


sorgusu suali neydi? yaşamak bir ağaç gibi miydi? tekdi belki ama hür müydü? ve ormana girmiyorum bile... demezler mi  nazıma..... üstelik o kadar da yaşadışı değilken hala...



sonra şarkılar çalar flamenko...." bir güzeli sevip de ağlamazsan; ismini aleme rüsva eyleme..." serenadlarda...


"sevdanın hayali vuruyor arada bir içime..." çünkü.

05 Kasım 2009 Perşembe

bütün kalem uçları niye siyah?


hani şarkılar vardır çalarken garip olur gidersiniz bi yerlere... öyle bir şarkılar silsilesinden çıkamamaktayım yine... hani böyle korkarsın ya giderken bilmediğin bir yolda.. izlediğim bütün korku filmlerinde korktuğun bütün sahneler gözünün önüne gelir de hangisizndeyim acaba der durursun...
tiamat - gaia şarkısını dinlerken yazıyorum bunları da... aynı o hisler içindeyim... gidiyorum... beyaz br ekran dışındaki bütün karanlık içinden bakıyorum zamana... düşündüklerimle yazdıklarım arasında bir parmak gibiyim kıvırlmış basılan bir tuşa...

garip döngüelrin garip cevapları gibi... şimdi geçmiş bütün hislerim gibi soğuk hava... duyduğum bütün güzlerin rüzgarları üzerimde... yaşayıp üşüdüğüm bütün kışlar gibi bir soba sıcaklığı sevginin tam karşılığı da bu gece...

seslenmek en çok ne zaman acı verir bilir misin kağkar?
duyulmamyı göze aldığın zaman.....


04 Kasım 2009 Çarşamba

gitmenin zevkine var....

olur ki bir gece gelir de düşündüklerin hakkında en ufak bir fikrin kalmazsa....
olur ki bir sabah yaşayacaklarına dair en ufak bir planın olmazsa...
olur ki bir günde yazmaya dair bir ümidim kalmazsa....

olur ki ben bir hayal olarak kalırsam rüyalarda.....
olur ki bir şarkının tüm zevkini unutursam hayalkırıklıklarından....
olur ki yaşamak benim için bir blog olarak kalırsa zamana....


hoş geldin...

01 Kasım 2009 Pazar

zaman cetvelim defterlerden....

....


mavi olmayan bir geceye "deniz" demek; şu anda bana onu sevmiyorsun demek kadar gerçek ki, ateşin kırmızılığı kadar sıcak bir yorgan beni beklerken; iliklerimin titrediği bir akşamda sana üşümek, ruhuma acımamaktansa eğer...

ömr ü hayatımda ilk kez üç gün sonrasını düşündürmendendir bana....

30 Ekim 2009 Cuma

akıp giden yol değil sadece bu otobüste....


akıp giden yol değil sadece bu otobüste....

uzun bir yolun, uzun bir otobüsünün son koltuğunda hayatım... zaman kavramının sabah ve akşam saatlerinin beklentisiyle eşdeğer olduğu bir yerde.. "samsunda"

özlemenin nasıllığını, hasretin neden kutsal olduğunu hissedince anladığım bir koltuk burası. bir telefon sesinden alınan kokunun huşuusunu insan sevdiğinden yüzlerce kilometre ötede anlıyor. anlıyor ama anlatamıyor "yirmisekiz harflik" dar dünyasında orhan veli misali...

insan sevgiyi hep karşılaştuğı güçlükler içinde bulun ve yakalayınca mutlu olur ya.

sıcak ve şehirlerarası bir otobüs şuan mekanım. en arka koltuğu, dünya otobüsm gibi. yani otobüsün tamamını görüyorum. sanıldığının aksine en güzel yeridir en arkası bir otobüsün...

sana sevgimi anlatmak... sanırım devasa büyüklükteki bir bardağım içindeki dolu ab-ı hayatımsın ki, içince; sonsuzluğu bırak, sonu oluyor sensizliğimin...

sen yokken bir bardak su bile okyanus. bir damlasında bile sensiz kalamadığım. sensiz akvaryumdaki bir çöp balığı iken; seninle olunca, okyanus içinde şanslı ve mutlu bir mercan oluyorum...

ben sensiz okyanus, okyanus bende sen oluyorum!

19.08.2005