06 Temmuz 2009 Pazartesi

sevgili günlük

sevgili günlük... bugün uyandım....

sevgili günlük... bugün uyuyorum....

arası vb hayatım.....

sadece günlüklerime sevgili diyorum....

03 Temmuz 2009 Cuma

hissimsi.....

tarifi olmayan hislerden başlamıştık en son... mutlulukdan bahsetmiştik ya; akabinde tabiki acı gelecek....tarifi olmasa da yaşanması en mümkün hisler diyarından kapımıza....

sahi; acı ne renk bilen var mı???

30 Haziran 2009 Salı

zırva@hknsntr :)

zamanın sisli sabahlarında uyanınca, yine bu sabah anlamsızlığını merak edip günün, kahvaltı ederken düşündüğüm şeyin " yaşamanın aslında ne kadar güzel birşey olduğu" ile ilgili olduğunu farkettim.

gereksiz mutluluğumun akabindeki mutlu sabahlarımı seviyorum...hiçbir şeyin tarifini yapamaz olduğumuz gibi bunun da bir tarifini yapmak önemsiz:))

güneşli birgünde kadıköy moda sahilinde gezerkene mutsuz omak ancak psikopatlığın sınırlarında olacağından olsa gerek misk gibi kokmak güne...

zırvalamak bile zevk veriyo buy gece.... ben böyle değildim :)))

29 Haziran 2009 Pazartesi

iletiş (i)(tiş)in....

evet kağkar.... başladı yine oyun... bir ay dayanabildi hayat bana.... gelid yine üzerime üzerime....

iletişim... iletişmek.... ne demek ki? konuş konuş nryin çözümü ki? konuşurken kimsdenin suratına, gözlerinin içine bakmamış olmuşum bunu farkettim bu gece...

" bu akşam seni çook özledim... bütün şarabı tek başıma içtim.... kırgınlığım bile geçti.... kalmadı... şimdi bunlar geldi içimden..... dediği gibi şebnem ablamızın...

offf diyoruım sadece.... mutsuzum sanırım bu gece....uzun zamandır ilkkez hissettiğim bişey var bu gece... kukusunu almıyorum günün......

”Doğa ile Barışık İnsan” Yaratıcı Fotoğraf Atölyesi

fotograf yarışması.....


pek sevgili arkadaşlar sizleri Genç Çevre Girişiminin yapmakta olduğu ve proje grubunda yer aldığım etkinliklerle başbaşa bırakıyorum... ilgilerinize.....

aynı yarışma kapsamında ilk adım olarak da fotograf atölyesi yapılamktadır.

Yarışmanın adı : “Gençlere Özel” Amatör Fotoğraf Yarışması.
Yarışmanın konusu : “Doğa’nın Direnişi”

İnsan da doğanın bir parçası! Oysa insan kendini doğanın sahibi olarak görüyor. Yasarken doğanın canından çalıyor; havasını, suyunu kirletiyor; sonra kirlettiği ile baş başa yaşıyor. Oysa bilmiyor, doğa tükeniyor…

Yarışmanın amacı : Gençlerin ilgi duyduğu bir konu olan fotoğrafçılık sanatı aracılığıyla, gençlerin çevre bilinç düzeylerini, çevreye ve çevre sorunlarına karsı duyarlılık düzeylerini arttırmak.

Kapsam : 17-25 yas aralığındaki gençler.

27 Haziran 2009 Cumartesi

rüzgarlı bir gecede....


odasında oturmuş bütün düşler gibi kokuyor şimdi gece bana.....

biraz hüzün biraz karanlığının içinde saklı bir geçimişi var yine... kafasının karmaşasından geçmiş bütün sular gibi duru gibi görünse de artmış kirlilik yüküyle arıyor boşalmak kendini bırakacak bir deniz daha...

cohenin eşlik ettiği bütün gecelerim gibi şimdi gülüşlerde gözlerim. bir gülüşün karanlığa en yaklaştığı zamandır; gecenin rüzgarı...

şimdi rüzgarlı bir gecede, alabildiğince yapraklı bir ağacın önünde, hiçbir güneşin değmedi yoprak gibi sana çiçek veriyorum....

24 Haziran 2009 Çarşamba

gülün gözleri....


bir gülün bir aşka en çok benzediği yerdeyim...
bir aşkın en güzel koktuğu sırada solması gibi...

bir goncanın gül olmasını bekliyorum. ellerim sen, gözlerim sen...

bir adım atsam belki de yanındayım. bilemiyorum. ne gül soldu ne de dikene acı sızılarım...

güllere yazılmış bir şiir kadar hüzünlü, güle vurgun bir bülbülün mutluluğu bu gece masmavi gece... masmavi; soğuk bir kış gecesi gözlerin.

titremesem bakamam gözlerine....

13 Haziran 2009 Cumartesi

gecenin bir yarısı ve minibüsler :))


askerden geldikten sonra özlemeninde vermiş olduğu şevk ilen bayağı gezmelere vurdum kendimi efenim. şimdi gezince de akşamın hatta gecenin ilerleyen saatlerinde evime dönerkene geç saatlerden dolayı kalan tek ulaşmım araçları olarak taksilerin alternatifi minibüsleri kullanıyorum genelde :)

geçenlerde bi gece yine böyle bi eve dönüş senaryosunda yorgun bi halde gece 2 gibi bi saatte dönerken minibüste arka koltuga bayılır vaziyette attım kendimi.. neyse bikaç durak sonra 30larında bir adam bindi, parasını verdi arkadaş geldi arkaya oturduuu...
arka koltukta sadece o ve ben varız şimdilk :) neyse dönüp dönüp bakmaya başladı... bende döndüm tanıdık geldi yüzü... nerden bileyim... neyse selam verdim efenim...;
....

b : iyi geceler...
o : iyi geceler :)
b : :s
o : çok sıcak değil mi? ( tişörtünü sallamaktadır.. hafif kilolu bi arkadaştır kendisi.)
b : evet. saat kaç oldu hala sıcak... (garip bişeyler sezdim önüme bakıyorum...)
o : ya sorma bu saatlerde de tek başına zor oluyo.. hırlısı hırsizi...
b : haklısınız..
o : yaklaşın biraz... uzak oluyo duyulmuyo oradan...
b : (yaklaşırım bu sırada da benim yerime de bi şarhoş biner...:) sarhoş ile bunun arasında kaldım yani...)
o : işten mi geliyorsunuz?
b : hayır.. gezmekten.
o : oh ne güzel... biz çalışıyoz.. nerelisiniz....
b : bulgaristan göçmeniyim..
o : aa ne güzel... içki kullanıyor musunuz?
b : ( nereye gidiyo bu muhabbet acaba) yok kullanmıyorum niye sordunuz?
o : hiç öylesine.. göçmen ve içmiyosunuz. çok zor bu zamanda sizin gibisi...
b : teşekkür ederim saolun...siz içmişsiniz sanırım..
o : a yok içmek denmez.. ayy çıkmadan da yemek yemiştim göbeğim çıktı iyice...
( kendisi abartısız 25 cm çapında bi daire :) )
b : :)
o : evli misiniz?...iyi birisine benziyorsunuz?
b : nasıl yani...yok değilim... saolun sizde...ee siz evli misiniz ( :O allah allah diyorum evli misiniz ne ya :) )
o : yok ben dulum çok zor bu yaşlarda dul kalmak.....
b : :O dul mu...dul kalmak mı...(iç ses : erkeğe benziyordun :) )
o : ay gerçekten iyi birine benziyorsunuz... sizinle arkadaş olmak isterdim...ne iş yapıyorsunuz?
b : ( hoppala :) çattık mı gece gece :) )mühendisim... yok sağolun efendim... ( ben sizin bildiğiniz erkeklerdenim )
o : ayy benimki de şans.. gece gece.. mühendisi bulayım...

iç ses: allahım çabuk geleyim....
....

efenim geceni güzel saatlerinde minibüslerde güzel insanlarla karşılaşmak mümkün... ayyaş biri ile hafif yumuşak bir arkadaşın arasında kalınca anladım.. sanırım daha erken dönmeliyim artıkın :)))

11 Haziran 2009 Perşembe

kör sabahın güneşinde...


ve yine hayat uyandı... tramvay, minibüsler, araba ve yollarda yürüyenlerin ayak sesleri, işlerine gidenlerin sesleri işitilmeye başlandı sokaklarda.

balkondayım... temiz hava. hafiften güneş çarpıyor. güneşin serinliği, kuş ve horoz sesleriyle bölünüyor titreyişim.

müthiş bir koku. bakonumun önündeki ceviz ağacının serinliğiyle, rüzgarın hışırtısı ile. gözlerde sen... yanımda ol isterdim.olmalısın içinde bu anın. yanımdasın oysa sen ellerimde...

ne kadar zamanla... akıp giden biziz zaman suyunda....

09 Haziran 2009 Salı

fırtına öncesi dolunaya bakmak....


Aşk neyin kısaltılmışı? demişti bir kitapda birisi.... gecenin bir yarısı aklına gelen cümleler içinde, aklına gelen bir soruydu sadece. aşık olmaktan kaçan, belki de unutan biri olarak, aslına bakılırsa hatırlamak bile istemeyen biri olarak...

aşık olmak suçtı ne de olsa. aşkımızı itiraf ettik çünkü yıllarca. aşkımızı hissettiğimiz insan düşmanımızdı ne de olsa. karşı cinsimiz olarak ifade ettik yıllarca. oysa ben kendimi bulmuştum sende. karşı cinsim olmamıştın hiç. hiç karşımda olmayacaktın oysa. yerin; yanım olacaktı ömür boyunca...

şimdi korkar oldum yaşamaya... korkmak için bahane bulmak kolaydır hislere.. sadece istememek yeterli olsa da bir şarkıyı dinlemek bile götürebilir seni her yere. hayal etmiş olmak, hatırlamak, üzülmek ve benzer bütün hisleri yanında biriktirmek... ardına bakınca sadece bunları görürsün "aşk kumbaranda". hatırlıyorum ama neyi olduğunu bilmiyorum. öznelerimle bile çelişiyorum. ben ve o olarak konuşuyorum kendimle. nedenini bilmediğim bir yabancılığım var kendime; "sebebesi sen olsan da"

gecenin bir vaktinde, gözlerin uykusuzluğun kucağında kızarmış bir vaziyette birazda nemli oldukça aklıma gelen herşeyin yabancısıyım aslında. ayna karşısında bile kendinle başbaşa kalamamak gibi bişey ne kadar acı verir ki bu çağın sorunlu bir gencine.
güldüm yinede...
şarkılı türkülü uyandım yine...
belki...
belki bu sabah gelmeyeceksin aklıma diye...
olmadı yine. gittikçe umutsuzlaşan bir günde başbaşayım yine kendimle; aynada olmasam bile...

eski şarkıların romantizminde, bakarken ekrana, gözlerinden vazgeçmiş bir halde, yaptığım şeyin önemi yok, hayallere dalıp gitmek var yine...
"korkuyorsun" diyordu içimdeki...
"korkuyorsun; sevmekten, sevilmekten, aşkın acısını tatmaktan yeniden.
" evet" diyordum. "evet haklısın" korkuyorum belki de ölümüne. o tad aldığım yalnızlığın çekip gitmesinden korkuyorum, benden. hayatımın mahvolmasından sonra tekrar bir düzenin içine girmekten, yine o " oyunun kurallarıyla" oynamaktan korkuyorum. sanırım çok uzun süre daha da korkacağım ve bundan hiç pişman olmayacağım.

yine bir gece... yine uykusuzluğun kucağında kızarmış iki göz. ne kapanmak ne de açılmak için amacı olmayan. uykularda da huzuru bulamamak kötü. gerçi uyanık kalmaktan daha iyi bir bakıma. hiç olmazsa yaşadıklarının rüya olduğunu anlayınca; biraz olsun iyi hissetmek var sonunda. garip evet ama hayat; hayal ile gerçek arasında, olmayan bir yolculuk gibi bişey şu günlerde. gitmiş olmakla, kalmanın farkının olmadığı, çünkü; her iki eyleminde, bir hareketsizlik olduğu aşikar iken tercih yapma gereği duyulmadan akışında devam eden bir süreç gibi " olmak ya da olmamak" bir nevi.

şimdi neyin varlığı önemli?
kalmak, gidememenin yalın hali...
yalnızlık, aynaya bakamamanın ikinci tekili...

insanın hafızasından nefret ettiği bir zaman dilimi var ise; o da, arkasından bakarken ki halindir...
senden adım adım uzaklaşan bir görüntüye bakrken aklından geçen milyonlarca hayale dalarken üzüntünü unutup ebleh bir ifade ile bakmak. ne hayal kalır arkanda ne de bir plan bu uğurda. "neden?" diyemeden nemlenir gözlerin. yavaş yavaş fırtına kopmaya hazırlanır yüreğinde. sokağın ortasında kalınca, kaldığın bu sessizlik, birden uzaklaşıp sanki boşluğa giden birini izler, bakakalırsın. "ağlamak" için en uygun zaman ve şartlar oluşmuştur artık.
elinde var ise çiçekler kokmaz olur artık... fırtına kopmak üzeredir. sessizliğin ondandır. sonsuz bir his kaplar içini..." acaba... acaba bu bir şaka, bir riya mıdır?" sahip olduğun herşeyi uğruna vereceğin (ki öyle olmuş bir yüreği himaye etmişsindir) tek cevap tabii ki "Hayır" dır... ancak hayat uğruna feda edilecek hiçbir şeyi kabul etmeyecek kadar YALNIZDIR....

...yine başladı fırtına...

ağlamak yine düşen payıma. aşk, uğrunda korkmak, güvenmek bir bakıma. hasta olmak gibi bişey. hüzünlü şarkıları ezbere bilmek, masmavi bir gecede, yıldızlara değil, karanlığa üzülmek kör olmak pahasına. denizin içinde boğulmayı düşünmek gibi umutsuzluk aslında. yuvasına tuz atılmış karıncalar gibi dağılamk, üzerinden bir hayat geçmiş gibi yaşlanmak, "uğruna" diyememek...

işte öyle bişey demek sonra...

Aslında Şevkim Kalmadı yaşamaya....

bir hikaye denemesi.....


bir sokak ortasında... daha önce hiç gelmediği bir semtin bir sokağının, o otantik havasının ortasında kalmış eski, eski olduğu kadar da ilgi çekici evlerin pencerelerinden sarkan, o ılık nisan rüzgarının da etkisiyle havalanan perdelerin altından suçlı bir eda ile baktığı evlerin birinin içinde görmüştü, "daha önce böylesine rastlamadım" dedirten güzeli...

elleri pencerenin kenarında, oturur vaziyette seyrediyordu sakini olduğu semtin sakin sokağını. arkasından gelen müziğe eşlik eder bi tavrı vardı, işve ile ağız oynatmasının altında besbelli. " o kadar güzelsin ki" dedi içinden bakmamak için çaba sarf edemeyecek kadar çaresiz genç ilk görüşünde pencere güzelini...

gözleriyle göremediği her şeyin sevgi bağlamında bir karşılığının olup olmamasıyla ilgilenmediği zamanlardı. birilerinden, bişeylerden kaçmış ve bunu da sürdürmek için elinden geleni yapmış biri olarak yüzleşmek istemediği bir duyguydu AŞK...
böyle kaldıkça da yüzleşemeyeceğini biliyordu. beklemenin ve ya ertelemenin en iyisi olmadığını bildiği halde sonucun etkilerinin azaltılması ve sonucun geciktirmesi açısından denediği tek yoldu kaçış. gözlerini kapalı gezdiriyordu adeta. bakmamak için çaba harcadığı bir sevgilisi vardı artık oysa...

yalnızlığını terk etmek ona acı mı veriyordu yoksa? herhangi bir fikri yoktu. pencereden bakan ve o haliyle kalbine dokunan iki küçük göze bırakmıştı kendini artık. ilk bakışmaları kazara olmuştu. seri kazalar zinciri oluşmakta gecikmedi. etkilenmişti... tam manasıyla etkilenmişti denilebilirdi. belki de etkileşmişlerdi. her ikisi içinde büyük bir sürprizle başlamıştı gün. beklenen, düşlenen ilk buluşmayla başbaşa idiler. pencereye bütün yabancılığını vermiş bir gözle bakarken, bir o kadar yerli ve yeni birilerini tanımaya o kadar aç iki gözün buluşmasıydı bu.

aynı dili konuşup konuşmadıklarından şüpheli olacaklardı ki; hala konuşmuyorlardı. bu durumda kaldıkça halleri gülünçleşiyor, yaptıkları tek şey bakışmaları olarak kalıyordu. zamanı gelmişti; artık ya gitmeli ya da kaldığına değecek kadar cesaretle bişeyler söylemeliydi... her ikisi de ilk buluşma için pek cesaretli değildi. zamanı gelmişti... yavaş yavaş uzaklaşması gerektiğini düşünmekteydi genç...

06 Haziran 2009 Cumartesi


kısa soluklu uzun yaşamlar....

dolunaylı bir gece de istanbulda....

sesler sana gelmek ister.. için kıpır kıpır.. hoplamak, çoşmak, zıplamak ister...

hayat güzel der. yaşamak da... hepsinden güzel istanbul var serde....

" istanbulda yaşamak güzel" derim....

dolunay... istanbul moda sahili... yanında hoşsohbet... yansıması sularda dolunayın... içi kıpır kıpır bi sevinç... gözlerde parlama...

evet böyle olmalı insan... böyle doğmalı gece. böyle bitmeli karanlık...

yar istanbul.... gözleri adalar... boğazında bir gerdanlık gibi köprüleriyle cesur durmakta.... parmağında tek taş yüzük gibi kız kulesiyle.....