evde oturuyorum sadece... son günlerde yaptıgım tek şey bu. evde oturmak beklemek.. gelmeyecek pekçok şeyi beklemek.. istanbulda olmak ile başladı birçok şey. mayıs ayı itibari ile döndüm denecek kadar geri geldim.

insanın aynaya bakması biraz zorlaşıyor gittikçe biliyor musun kağkar? gittikçe kaybolmak var gözlerinde. kendinden uzaklara gitmek var. kalamamak var başbaşa aynada. kendinde olanları görmek var. anlamak var herşeyden çok. kendini ,olanları, nedenleri, kalanları, gidenleri...

sabahın bi saati kalkıp bakakalmak aynada kendinle buhran değil belki. çok da güzel bazılarına anlayabiliyorum ama bana değil. yükek doz kendine maruz kalmak gibi bişey. bi yerde okuduğum bi söz gelir hep aklıma aynadayken" insan kendine benzeyenleri pek sevmez." rakiplerinde kalmak zor olmalı... rakip senken hele ki.

bu halde bile gülerken etrafına bakınca umut dolmak için o kadar çok nedenin varki aslında. etrafını görmek. çevrende gözlem yapmak. zaman dediğimiz şey bizi o kadar hapis de etmiyor aslında.. bazen bırakıveriyor kendimize bizi. sıkılma eylemi de buradan kaynaklanıyor kanımca. kalınca başbaşa kendinle yapacak şey bulamamak. yok yok bulmak ama korkmak. kendine " ben şimdi ne yaptım öyle?" demek korkusu.. buna verecek cevabı olmamak. bunlar korkutmuyormu çoğu zaman. dinlenmek ne zamandan beri uyumak olduysa hayatımızda artık bi kaçış var demektir artık. uyku.... ölümün yeryüzündeki vukusu... ispatı birçok şeyin...

uyanmak uykudan, bakmak şaşkınca tavana bikaç dakika...ardından aptal gibi kalmak. aptal dediğime bakma kağkar... en sevdiğim halimdir bilirsin. biraz sevimli, biraz hüzünlü, biraz ne olduğundan habersiz saf bi hal. akla ilk gelen şeyin nedenini düşünmek çoğu zaman beni düşündürür. niye aklıma o geldi? diye. evet evet niye ilk akla gelir ki sabahın köründe...

gün içinde sabahın bu sirayeti bol bol gezinecektir nitekim üzerimizde. onun korkusu, onun sevimliliği, onun hoş olması yada onun nedeni bizle olacaktır ilerleyen saatlerde.. evet neden?
bu halde bile müzik dinleyince dağılıp gitmek. SERhoş olmak tam manasıyla.

varınca dakikalar saatlere halet i ruhiyen de toparlanmaca da. çok kuvvetli bir çekim seni içine almak için uğraşır. sıkıl sıkıl sıkıl.... sıkılmalısın. evdesin, teksin, istediklerinin çoğu olmuyor, hayal ettiğin mezuniyetin ilk ayları bunlar değildi. ne çok neden var değil mi sıkılmak için evde kalınca. hele bunlara bide gönül defteri karışınca... nedensizce terkedilmişsen birde; patlamak için zmaan kollamak içten bile olmamaktadır. sonra birden akla gelen bi cümle;

"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! "

ben......
karmakarışıklığın son demlerinde gezinmek bu olsa gerek.. cumhuriyet bana emanet... asil kanı olan bi türk genci olarak...
nasılda bakıyor değil mi resimde? tedirgin.. hiç olmadığı kadar hemde ve çok şeyini armağan ettiği gençliği adına...

"....silkelenme vakti" der kendi kendine; ve ışıkları kapanır......

Yorumlar

_zAhİr_ dedi ki…
''yüksek doz kendine maruz kalmak''...ne çok anlamlı bir cümle bu..silkelenme vakti pek sık geliyor bana.ne çok hüzün birikiyor üstüme ki;tazelenmek gerekiyor her sabah..her sabaha asil başlayabilsek keşke!yine de ne mutlu ki farkındayız ve hala umudumuz var...
diamandi dedi ki…
soram birikti bütün tozlarımız silkele artık hakan dedikçe kalıyorum.. düşmesem bari açık camdan silkelenmek ugruna....

Bu blogdaki popüler yayınlar

16...

iyi ki doğdum :)))

"adam" lık