karlar düşmese de günler geçer...


havasından mı suyundan mı bilinmez ama hayatın yaşanılırken farkettirdiği en çarpıcı şeylerden biride bıkkınlıktır zannımca...

zamanın geçerken üzerimizde bıraktığı aşınmanın verdiği bütün toz parçalarımız gibi birgün belki kum olmayacağız ama tam manasıyla ufalanmanın verdiği hüznün bütün yaşanılasıyla birlikte bir olmak gibi bi tanım geçti aklımdan...

hayatın aslında kavram ve tanıma ihtiyacı yok iken nedeni bilinmez bir açıklamaya katgıdıyla yaşayan diamandi birgün evinde otururken yaşar, yaşarken de anlar ki yürümek ile gitmek arasındaki tek farkın sonuç olanın idrak edilmesidir...yani gülün ve papatyanın da çiçek olmasıyla değişen tek şeyin koku olmadığı gibi bişey...güzel şarkı sözlerinde olduğu gibi " güller yare sevgi kanıtı; benim elimde papatya..."

çılgınlık sadece atlayıp zıplamak mı, yoksa gülmek de bir çılgınlık kategorisi mi?
öyle ya da değil inadına gülmek gibi bir hüzün....ölmeden önce yapmamız gereken hiçbirşey gibi...

hiç birşey yapmadığınız zaman şunun farkına varıyorsunuz ki; yaşamak denen şey ufak bir süre içinde geçen bütün hayaller bütünü... ve bu hayyalerin olanları ile olmasını istenenlerin araqsında kafa yorarken geçen zaman dilimi...

gecenin tüm karanlığının bitecek olduğunu bildiğimiz için mi sevinçlerimiz? yoksa günün bütün güneşini özledik de ondan mı bu geceye atışlarımız?

son günlerimde en etkilendiğim cümlem gibi....

" hayali, aslını görme kudretini gözlerimden alacak kadar mı beni sarsmıştı? "
sebahattin ali...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

16...

iyi ki doğdum :)))

"adam" lık